Tezcan Karakuş Candan: Ulus'taki bu kıyımı kimse Bulvar'dan geçerken görmüyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Ankara’da, kentin kalbine saplanan büyük bir enkazın, kentsel sessizliğin ve sahipsizliğin dayanılmaz ağırlığı altında Ulus’tayım.

Ulus’ta İller Bankası’nın yıkımıyla başlayan, giderek kentin tarihselliğini, belleğini ve birikmiş hikâyelerini yutarak ilerleyen bu büyük yıkımın ortasında, bir kentsel cenazeye katılmış gibiyim. Sanırım benimki sessiz bir vedalaşma. Cenaze sahipleri dışında kimse yoktu. Ne yas tutanlar vardı ne de kaybın büyüklüğünü dile getiren bir çığlık, bir ağıt.

Bir zamanlar kentin yaşamına tanıklık etmiş yapıların ardından, sessizliğe gömülmüş devasa bir boşluk, enkaza dönüşmüş yaşanmışlıklar ve lal olmuş dudaklar. İtfaiye Meydanı nam-ı diğer Hergelen Meydanı, önce İller Bankası’nı, Katolik Ermeni Mezarlığı’nı, Hayek Heykeli’ni ve sonra kendini kaybetti.

Mekânı parçalayarak ilerleyen, kulakları tırmalayan o iş makinesinin acımasız gürültüsü bozuyordu sessizliği. Israrla, birer birer yutuyordu yapıları. Duvarlar çöküyor, izler siliniyor, kentin hafızasından sayfalar koparılıyordu. Her köşede birkaç kişi derin bakış ve iç geçirmeyle bakarken, öfkesini mırıldanarak açığa vuruyordu.

Her kepçe darbesi taşlarla, duvarlarla birlikte geçmişle bugün arasında örülmüş görünmez bağları, kentin üst üste binmiş katmanlarını, bir kentin belleğinde birikmiş hikâyeleri de söküp atıyor, molozlaştırıyordu. Makinenin gürültüsü yükseldikçe kentin sesi kısılıyor, yıkım ilerledikçe hafıza biraz daha sessizliğe gömülüyor, ölümün ağırlığı her yere çöküyordu.

Ulus’ta yaşanan bu kıyımı kimse Bulvar’dan geçerken görmüyor. Bu kentsel utanç görünmesin diye öndeki yapılar en son yıkılacakmış. Duvarın arkası tam bir kentsel katliam. Gökçek döneminde başlayan Ulus yıkımları kentin çok kültürlülüğünün mekânsal izlerinin de bitirilmesi aynı zamanda.

Tezcan Karakuş Candan’ın yazısı