Galatasaray yıllardır kadrosunu Avrupa devleriyle rekabet edebilecek seviyeye taşımak amacıyla Şampiyonlar Ligi hedefleri doğrultusunda yapılandırıyor. Adım adım, titizlikle gerçekleştirilen takviye transferler bu stratejinin birer parçası: Osimhen, Sané, İlkay ve Singo gibi dünya çapındaki isimlerin takıma katılması tesadüf değil.
Yine de temsilcimizin sergilediği futbolda ciddi soru işaretleri barındırdığını kabul etmek gerekiyor. Üstelik bu gerçekleri tam da Fransa deplasmanından zaferle dönülmüş bir gecenin ardından, testi kırılmadan yazmakta büyük yarar var.
Galatasaray’ın kadro ve sistem bazındaki kronik eksikleri dünkü mücadelede bir kez daha net bir şekilde gün yüzüne çıktı.
İlk yarı sona erdiğinde skor tabelası 2-2’yi gösteriyordu ancak kalede Uğurcan’ın devleşerek kurtardığı bir dizi net gol pozisyonu unutulmamalı.
Takım hücuma çıktığında, savunmanın arkasına atılan hemen her uzun top kalede büyük bir tehlike yarattı. Davinson Sánchez ve Abdülkerim Bardakcı’nın geniş alanda yavaş kalarak geriye dönmekte zorlanmalarına, bu kez Roland Sallai’nin savunma hattındaki kritik hataları da eklendi. Macar futbolcu Süper Lig seviyesinde sağ bek pozisyonunu bir şekilde idare etse de Devler Ligi arenasında orjinal bir sağ bek olmadığı gerçeği maalesef belirgin biçimde gözler önüne serildi.
Lille ilk yarı boyunca Galatasaray’ın sağ kanadını adeta bir madene çevirdi. Yunus Akgün, bu bölgedeki açığı kapatabilmek için sürekli savunmasına yardıma gelmek zorunda kaldı. Fakat futbolun garip bir cilvesidir ki, savunmada aksayan o Sallai nefis bir hücum başlatarak Batrakov’a takımın ikinci golünü attıran isim oldu.