Avrupa’da işçi sınıfı ve öğrencilerin ayağa kalkmasındaki önemli faktör, yoksullaşmaya ve hayat pahalılığına yol açan neoliberal politikalara tepkiydi. Avrupa’da 2027 yılının da sınıf mücadelelerinin daha şiddetleneceği bir yıl olabileceği tahmin edilebilir.
Kuşkusuz burada önemli olan bir nokta da, bu mücadele sürecinin kapitalist düzeni değiştirmeye dönük olup olmamasıdır. Bakılım süreç nasıl gelişecek? Diğer yandan faşist partilerin Avrupa’da önemli politik kazanımlar elde etmesi de düşündürücüdür.
Türkiye’ye gelince; ülkemizdeki derin yoksullaşmaya ve baskı düzenine karşı ciddi bir tepki söz konusudur. Gazetecilerin yazmadıkları haberlerden bile tutuklanması, basın ve ifade özgürlüğünün son derece kısıtlanması çok önemli sorunlardır.
Ülke çapında düşük ücretler, işten çıkarmalar, sendikalaşma, hak edilen maaşların dahi ödenmemesi gibi konularda belli bir mücadele verilmektedir. Derin yoksulluk yaşayan emekliler de kendi çapında bir mücadele sürdürüyor.
Ancak işçi sınıfının örgütlü düzeyde topyekün bir mücadele verdiği söylenemez. Zaten mevcut sendikal yönetimlerin büyük bir bölümü hükümet “yandaşı” konumundadır. Bağımsız sendikalar ile DİSK’e bağlı bazı sendikaların verdiği mücadelede de yeterince etkin olamıyor, geniş bir mücadele hattına dönüşemiyor.
Bakalım, Avrupa’daki mücadele örnekleri Türkiye’de de ne kadar dikkate alınacak, sendikalar, meslek kuruluşları, sol siyasal örgütlenmeler önümüzdeki süreçte nasıl bir yol izleyecekler, gözlemlemeye çalışacağız…