Ayağımda elektronik kelepçe var. Ama en sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim:
Meslektaşlarım Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı cezaevindeyken ayağımdaki kelepçenin benim için hiçbir önemi yok.
Ben evimdeyim, onlar dört duvar arasında. Mesele ben değilim. Mesele, gazeteciliğe yönelen baskı.
9 Ekim Cuma günü, Ticaret Bakanlığı ve Bakan Ömer Bolat’ın şikâyeti üzerine savcılıkta ifade verdim. Mahkeme yurtdışına çıkış yasağı ve haftada üç gün imza kararı verdi. Savcılık itiraz etti. İmza yükümlülüğü ev hapsine çevrildi.
Ne yaptım? Sahte belge mi ürettim? Özel hayat ile ilgili bilgi mi verdim? Bilmediğim rakamları gerçek diye mi açıkladım?
Hayır.
Meclis kürsüsünde dile getirilen, tutanaklara giren iddiaları araştırdım. Soru sordum.
7 Ekim’de milletvekili Ümit Özlale, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a Meclis kürsüsünden sordu:
Bir bakanın babası fonlara 470 milyon lira yatırıp 830 milyon lirayla mı çıktı? Bir başka bakan fon krizi patlamadan önce 170 milyon lirayla fondan ayrıldı mı?
Bunlar ağır iddialardı. Gazetecilik de tam burada başlar. Bu iddiayı araştırmak ve kamuoyuna tüm yönleri ile sunmak en temel gazetecilik görevidir. Kendisine gazeteci diyen herkes bu iddiaları araştırır. Sorar. Soruşturur. Belgelerin peşine düşer. Ben de bunu yaptım.