Evet adalet düşüncesi tarihsel süreç içinde bütün toplumlarda bir şekilde var olmuştur ama gerçek alamda hukuk sisteminin kurumsal hale gelmesi demokrasinin tekamül etmesiyle birlikte mümkün olabilmiştir.
Ancak hemen belirtmek gerekirse, Müslüman toplumlar Rönesans ve aydınlanma dönemlerini yaşayamadıkları için, geniş bir fıkıh müktesebatına sahip olmalarına rağmen modern anlamda bir hukuk sistemi inşa edememişlerdir. Bu yüzden de henüz Ortaçağ’dan bugüne gelemediler maalesef…
Oysa Müslümanlar, Batı dünyasına göre daha avantajlı bir konumdaydılar. Çünkü ellerinde ilahi kelamın ‘adalet’le ilgili çok net mesajları vardı ve sadece Kur’an’ın adaletle konusundaki bu emirlerini hayatla buluşturmaları gerekiyordu. Ama ne yazık ki bunu başaramadılar, yaşadıkları çağa bir türlü gelemediler.
Eğer yaşadıkları çağın dilini keşfedebilselerdi, yüzyıllar içinde bizzat tecrübeyle oluşan fıkhi birikimi, yine insanlığın ortak birikiminin ürünü olan evrensel hukuk normlarıyla buluşturup, hukuksal anlamda yeni bir Rönesans’ın kapılarını aralayabilirlerdi.
Maalesef Müslüman toplumlar, fıkhı yüzyıllar öncesinde dondurdukları için, bugününün meselelerini hala klasik fıkhın yöntemleriyle çözebileceklerini sanıyorlar. Ama artık öyle bir dünyada yaşamıyoruz. Dolayısıyla çağların, nesillerin değiştiği bir dünyada toplumların problemlerini çağlar öncesinde kalan klasik fıkıh metinleriyle çözmenin imkan ve ihtimali yok.