Faiz indirimini destekleyebilecek temel gelişme, iç talepteki yavaşlama. Türkiye ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3 büyüdü. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış verilere göre çeyreklik büyüme yüzde 1,1 oldu. Ancak büyümenin bileşimi iç talepte belirgin bir ivme kaybına işaret etti.
İç talepteki yavaşlama kuşkusuz sıkı para politikasının talep üzerindeki etkisinin görünür hâle geldiğini gösteriyor. Ancak buradan doğrudan faiz indirimi sonucuna ulaşmak için erken. Talep yavaşlarken hizmet enflasyonu yüzde 40’ın üzerinde kalıyorsa, çekirdek enflasyonda belirgin bir gerileme görülmüyorsa ve fiyat artışlarının genele yayılımı sürüyorsa para politikasının görevini tamamladığını söyleyemeyiz.
Yurt içindeki enflasyon görünümünü küresel gelişmelerden bağımsız değerlendiremeyiz. ABD ile İran arasındaki askeri çatışmaların yeniden şiddetlenmesiyle Brent petrolün varil fiyatı 95 dolar seviyesine yükseldi. Petrol fiyatlarındaki yükseliş doğrudan akaryakıt ve enerji fiyatlarını artırıyor. Ardından ulaştırma, üretim, lojistik ile gübre ve yem maliyetleri üzerinden tüketici fiyatlarına yayılıyor.
Bir diğer risk Rusya-Ukrayna savaşından geliyor. Karadeniz’de gemilere, limanlara ve tahıl ihracat altyapısına yönelik saldırılar yoğunlaşıyor. Son saldırılar nedeniyle bazı Asya ülkeleri Rusya ve Ukrayna yerine daha pahalı Avustralya ve Arjantin buğdayına yönelirken uluslararası buğday vadeli fiyatları haziran sonundan bu yana yaklaşık yüzde 35 yükseldi.
Bölgede enerji tesislerinin karşılıklı olarak hedef alınması da enerji arzı ve fiyatları üzerindeki baskıyı artırıyor. Türkiye hem enerji hem de tarımsal emtia ithalatında uluslararası fiyat hareketlerinden hızlı etkilenen bir ülke. Dolayısıyla güneyimizdeki enerji şoku ile kuzeyimizdeki tahıl ve enerji arzı riski aynı dönemde enflasyon görünümünü bozabilir.