Washington ya da Brüksel’den gelen baskılar karşısında Çin kamuoyu genellikle milliyetçi reflekslerle devletin resmi pozisyonu etrafında birleşir. Zorla çalıştırma tüzüğü bu geleneği bozdu: Devleti ve sermayeyi bir tarafa, işçileri öbür tarafa koydu. RedNote’ta “Bence AB zorla çalıştırmaya yaptırım uygulamakta haklı, katılan var mı?” diye soran bir paylaşım silinmeden önce 3 bine yakın beğeni aldı.
Douyin’de AB’ye ihbar prosedürünü anlatan videolar 200 bini aşkın kez izlendi. Yasanın herkese ihbar hakkı tanıması bu bölünmeyi derinleştiriyor. Şirketler işçinin şikayetinden değil Batı pazarını kaybetmekten korkuyor. Grev hakkının fiilen olmadığı bir ülkede işçiler pazarlık masasına ilk kez dışarıdan bir kaldıraçla oturuyor.
Yasa Avrupa’nın kendi içinde de tartışmasız geçmedi. Sermaye küçük şirketlere binen yükten şikayetçi. İnsan hakları örgütleri uygulamanın jeopolitik hesaplara göre göz ardı edilip edilmeyeceğini soruyor. Şirketlerin koşulları düzeltmek yerine riskli bölgelerden çekilip işçileri işsiz bırakması da ayrı bir tartışma konusu.
Brüksel’in derdi elbette işçi hakları değil, günde 1 milyar dolara ulaşan ticaret açığı. Ama sendikasız bırakılmış işçiler için her çatlak bir imkan. Dardanel’de iş bırakan kadın işçilerle Douyin’de AB’ye ihbar yolu arayan Çinli işçiler aynı soruna aynı yerden bakıyor: Örgütsüzlük. Dış denetim sendikanın yerini tutmaz. Ama devletle sermayenin birlikte dayattığı fazla mesai düzenine karşı işçinin eline geçen her aracın değeri var.