İşin açıkçası Osman Kavala’nın neden tutuklu olduğu konusunda hiçbir fikrim yok. Yalnız değilmişim!
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi’nden tebligat geldi. Osman Kavala dosyasında Türkiye’yi altı maddeden mahkum etti. On yedi yargıçtan on beşi imzaladı.
İşkence yasağı, özgürlük, adil yargılanma, ifade, toplanma, bir de “hakları amacı dışında kısıtlama”… Altıda altı! Temyizi yok.
Mahkumiyet “Hükümsüz ve geçersiz” sayıldı, “Mümkün olan en kısa sürede” tahliye istendi. Kesinleşmiş senet gibi… Ya öde… Ya gelecekle hacze…
Şimdi Avrupa’nın en yüksek mahkemesi bu yargılamaya “Adaletin açıkça inkarı” diyor. İnsan ömründen dokuz yıl birilerinin kişisel nefreti uğruna heba edildi. Ben demiyorum, Avrupalı on beş yargıç diyor.
Ankara’nın cevabı? Adalet Bakanlığı: “AİHM haddini aştı.” Saray başdanışmanı; “Sözleşmeden çıkarız ha!” Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesiyiz, nereye çıkıyorsun?
Size şöyle anlatayım… 15-17 Eylül’de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi dosyayı önüne alacak. 16 Ekim’de S&P not karnesi verecek.
Sonbaharda AB raporu gelecek. Avrupa koridorlarında artık kararı uygulamayan hakime, savcıya vize yasağı, mal varlığı dondurma konuşuluyor… İnat sürerse fatura taksit taksit gelecek.
Ben hukukçu değilim, ekonomistim… Faturanın Türkiye’ye yansıyan kısmını anlatayım da içiniz acısın…
Piyasa karar günü kılını kıpırdatmadı, doğru. Kıpırdatmaz… Hukuksuzluk çoktan fiyatın içine girdi… Devlet, uymayı taahhüt ettiği mahkeme kararını tanımıyorsa yabancı yatırımcı, kendi sözleşmesinin korunacağına neden inansın?
Yabancının getirdiği net doğrudan yatırım yılda 2.7 milyar dolara indi. 20 yılın dibi… O da yatırım için falan değil ha… Burada kurdukları iştirakleri batmasın diye sermaye eklemesi…
Gelmeyen fabrika, ertelenen not artışı, eriyen rezerv, pahalanan borç. Bunlar sadece işin başlangıç aşaması…