Birbiriyle zaman zaman rekabet eden, farklı meselelerde karşı kamplarda yer alan ülkelerin yeni ittifaklar kurduğu bir coğrafyada Türkiye de kendi stratejisini uygulamaya koymuş durumda. Türkiye bir NATO üyesi ve esas güvenlik şemsiyesi o. Ancak Mekke Anlaşması da hem bölgesel, hem de küresel düzeyde anlamı olan bir birliktelik.
Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail arasında giderek belirginleşen güvenlik ekseni Hindistan’ı da içine alacak şekilde genişleyebilir. Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır ittifakı da bu ekseni dengeleme amacıyla kuruluyor.
Ancak her ittifak başka bir korkunun da alt yapısını kurar: Ya müttefikim olan ülke beni kendi kavgasına çekerse!
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın bölgesel ve mikro güvenlik ihtiyaçlarının farklı olduğu bilinmeyen bir gerçek değil. Pakistan’ın güvenlik gündemi Hindistan’ı dengelemek, Afganistan ile olan sınır güvenliği, Belucistan gibi iç ayrılıkçıların yarattığı sorunlar iken, Suudi Arabistan İran ve Yemen’in yanısıra İsrail ve Körfez dengelerindeki istikrarsızlıktan muzdarip.
Türkiye’nin güvenlik gündeminde ise Ege, Doğu Akdeniz ve Karadeniz coğrafyasında süregiden sıkıntılı durumlar var. Üstelik Türkiye, Suriye, Irak, İran, Ermenistan sınırları boyunca uzanan bir güvenlik hattına da sahip çıkmak durumunda.
Yeni küresel düzen, şimdilerde bloklar arası bir sistemden çok katmanlı ve örümcek ağı gibi yapılandırılmış bir ittifaklar dünyasına dönüyor gibi. Burada tüm devletlerin cevaplaması gereken soru aynı: “Bir tehlike oluştuğunda müttefikim benim yanımda mı olacak yoksa tehlike bizatihi müttefikim yüzünden mi gelip beni bulacak?”