Uluslararası yatırım hukukunda sık kullanılan bir kavram vardır; öngörülebilirlik. Yatırımcı yalnızca bugünü satın almaz. Geleceğe ilişkin beklentiyi satın alır.
Bugün dünyanın gelişmiş ekonomilerine baktığımızda sermayenin en çok hukuki güvenliğin yüksek, risk priminin düşük olduğu ülkelere yöneldiğini görüyoruz. Güvenlik, hukuk ve ekonomik istikrar birbirinden bağımsız başlıklar değildir. Aynı zincirin halkalarıdır.
Bu nedenle “terörsüz Türkiye” yalnızca güvenlik kurumlarının başarısı olarak görülmemeli; yatırım ortamını güçlendirecek yapısal reformlarla desteklenmelidir. Hukuk güvenliği, hızlı işleyen yargı sistemi, güçlü tahkim mekanizmaları, öngörülebilir ekonomi politikaları ve nitelikli eğitim bu yeni dönemin tamamlayıcı unsurları olacaktır.
Terörün gölgesinde geçen 40 yıl bize ağır bir fatura çıkardı. Fakat bundan daha önemlisi, gelecek 40 yılı nasıl değerlendireceğimizdir.
Artık konuşmamız gereken yalnızca silahların susması değildir. Kaynakların üretime yönelmesi, yatırım iştahının artması, bölgesel kalkınmanın hızlanması ve gençlerin geleceğini kendi ülkesinde kurabilmesidir.
Gerçek başarı, çatışmanın sona ermesiyle değil; ortaya çıkan barış iklimini kalıcı refaha dönüştürebilmekle ölçülecektir.