Öfke ve kırgınlık biriktikçe içten içe ilişkilerin sonunu getirebiliyor. Fakat işlerin o noktaya gelmesini önlemenin bazı yolları var.

Uzun ilişkide partnerinize zaman zaman öfke ya da kırgınlık duymanız kaçınılmaz. Konu ister maddi mesele olsun, ister çocuk büyütmek, ev işleri, cinsellik, ilgi ya da bağlılık. Yakın ilişkiler, kişiye daima ‘verdiğinden daha azını aldığını’ hissettirebiliyor.
Sağlıklı ilişkilerde bu duygular genelde dürüst konuşmalarla, karşı tarafın bakış açısını anlama çabasıyla ya da bazen zamanla eriyip gidiyor.
Farkında olalım ya da olmayalım, çoğumuz ilişkide ne verip ne aldığımıza dair zihnimizde gayriresmi bir çetele tutuyoruz. Bu bağlamda gerçek bilançodan çok adalet algımız belirleyici oluyor. Ama sürekli haksızlığa uğradığını hissetmek, en güçlü ilişkileri bile zamanla yıpratabiliyor.
Adalet duygusu mutlu kılıyor
Araştırmalara göre ilişkideki verme-alma dengesini adil bulan kişiler çok daha mutlu oluyor. Çiftler mutlak bir eşitlik yerine iki tarafın da imkanı uyarınca hakkaniyetli bir denge arıyor. Yani öfke ve kırgınlık işlerin yarı yarıya bölüşülmesinden çok, ilişkinin adil hissettirip hissettirmediğiyle şekilleniyor.
Washington Post’a konuşan Utah Üniversitesi’nden araştırmacı Dan Carlson, ev işini ve kararları ortak yürüten çiftlerin ilişkilerinden daha fazla tatmin duyduğunu söylüyor. Bunun sebebi yalnızca iş yükünün adil dağılması değil.
Sorumlulukları paylaşmak kesintisiz bir iletişim gerektiriyor, böylece partnerler sorunlar henüz içlerinde birikip kırgınlığa dönüşmeden beklentilerini dile getirme imkanı buluyor.
Araştırmalara göre ilişkideki tatmin, hiçbir rahatsız edici huyu olmayan bir partnerden ziyade özünde nazik, duyarlı ve duygusal olarak destekleyici biriyle mümkün. Tabii bu nitelikler kırgınlıkları tamamen yok etmiyor, fakat taraflar iyi niyet aramaya yatkın hale geliyor.
Eleştirel, kavgacı, savunmacı veya empatiden uzak kişilerin ilişkisinde tatmin düzeyi elbette daha düşük. Örneğin tartışmalarda suçlayıcı ya da savunmacı partnerler, öfkenin birikmesine yol açıyor.
Daha mutlu çiftler, birbirine ‘iyi niyet payı’ bırakma eğiliminde oluyor. ‘Partnerim beni umursamıyor’ varsayımına kapılmak yerine karşı tarafın yorgun, dalgın, bunalmış ya da o an farkındalığının düşük olabileceğini düşünüyorlar. Böylece her hayal kırıklığı hemen bencilliğe veya sevgisizliğe yorulmuyor.
Ne yapmalı?
Konuşun
Partneriniz zihninizi okuyamaz. İçinizdeki öfke taşana kadar beklemektense sizi rahatsız eden somut davranışı tanımlayın, etkisini açıklayın ve belirli bir ricada bulunun.
Örneğin, “Bana hiç yardım etmiyorsun” demek yerine şu cümle yapıcı bir alternatif olabilir: “Çocukları tek başıma yatırırken zorlanıyorum. Daha iyi bir çözüm bulabilir miyiz?”
Kendinizi tanıyın
Etrafınıza genellikle huysuz, savunmacı ya da kavgacı bir tutum sergiliyorsanız kendi tepkilerinizin sorunu besleyip beslemediğini düşünün.
Örneğin güvendiğiniz insanlar sizi benzer bir konuda uyarıyorsa partnerinizi değiştirmeye çalışmaktansa kendi tepkilerinizi değiştirmek ilişkinize çok daha iyi gelebilir.
Yapıcı eleştirin
Kişilik kusurlarındansa somut davranışlara odaklanın. Ne olduğunu, sizin için neden önemli olduğunu ve gelecekte neyin işe yarayabileceğini anlatın. Yapıcı şikayetler diyalog doğururken, kişiselleştirilmiş eleştiri ancak savunma tetikliyor.
Zaman kaybetmeden adım atın
Sağlıklı ilişki kuran çiftler de birbirinin canını yakabiliyor. Fakat özür dilemeyi, sorumluluk almayı, empati kurmayı ve kırgınlıklar birikmeden yeniden bağ kurmayı biliyorlar.
Büyük resmi unutmayın
Her partner sizi günün birinde düş kırıklığına uğratacak. Mesele, bu sorunların nezaket, mizah, sadakat, şefkat, cömertlik ve duygusal yakınlıkla dengelenip dengelenmediği. Araştırmalara göre istikrarlı ve tatmin edici ilişkilerin en belirgin özelliği olumlu etkileşimlerin olumsuzlardan katbekat fazla olması.