Ailenin sağlam olması devletin gücü ve bölgede kurabileceği egemenlik ile ilişkilendiriliyor; doğum oranlarındaki düşüş milli kalkınma için bir tehdit haline geliyor; ailedeki değişimin ve “dış akımların” Türk gençliğinin geçmişten miras alması devletin ve milletin bekası için vazgeçilmez olan değerlerin, törenin aktarılması önüne bir engel olarak koyuluyor. Aile, Türkiye yüzyılının ihtiyaç duyduğu, milletin ve devletin bekasını sağlayacak yurttaşı, milli kimliği ve toplumsal rızayı üreten bir mekanizma haline getiriliyor.
Aile bu biçimde ele alındığında, kadınların doğurganlığı, bakım yükü, ücretli emeği, aile ve toplum içindeki rolleri de doğrudan milletin, devletin bekası ve iktidarın yeni rejimin kuruluş aşamasında politika üretmek zorunda olduğu bir konu oluyor.
Peki Bahçeli’nin bahsettiği, daha önce de defalarca duyduğumuz bu beka, işçi ve emekçi kadınların bekası mıdır? Öve öve bitirilemeyen Türkiye yüzyılı projesi, kadınlar açısından ne getirir?
Aslında bu soruların yanıtı, geçtiğimiz birkaç sene içinde yaşadıklarımızda saklı.
Savaş sanayisine ayrılan payın yükseltilmesinin, kadınların en temel ihtiyaçlarına ayrılan bütçe payına mal olduğu; milliyetçiliğin perçinlenmesinin toplum içindeki kutuplaşma ve şiddeti perçinlediği; bu projenin karşısında haklarını savunan kadınların baskı ve tutuklamalarla alıkonulduğu ama bu yaşanırken kadınların “güçlü aile” için medeni haklarının tırpanlandığı, cezasızlığın arşa çıktığı; kadın emeğinin yine aile gerekçe gösterilerek ucuzlaştırıldığı ve güvencesizleştirildiği bir süreci yaşadık.