Şule Demirtaş: Siyasetten ilke beklememeyi gerçekçilik saymaya başladık

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Toplum olarak “siyasette 24 saat uzundur” ya da “siyasette her şey olur” vecizeleriyle bu çürümeyi kanıksamaya, hatta meşrulaştırmaya alıştırıldık. Oysa alıştıkça kazandığımızı sandığımız olgunluk olamazdı; bu basbayağı bir kayıtsızlık haliydi.

Öyle bir hale evrildik ki siyasetten ilke beklememeyi gerçekçilik, tutarlılık aramayı ise saflık saymaya başladık. Söylemin eylemi yönlendirdiği, fikrin ahlakla tahkim edildiği siyaset anlayışı çoktan rafa kaldırıldı. Siyasetçi, geçmişte ne söylediği ve ne yaptığı üzerinden değerlendirilen bir değer taşıyıcısı olmaktan çıktı.

Yerine, her koşulda kendi pozisyonunu tahkim etmeye çalışan profesyonel bir ikbal avcısı geçti. Ortada ilkeler yerine skorbordun belirleyici olduğu bir oyun var. Bu oyunda seçmen basit bir taraftar, partiler menfaat kulübü, danışmanlar kadro mühendisi, her virajda yön değiştirenler ise “usta siyasetçi” sıfatıyla alkışlanıyor.

Demokrasiyi ayakta tutan asıl unsur, sandıktan çıkan iradenin seçimden sonra da korunacağına dair toplumun taşıdığı ortak güvendir. Bu güven sarsıldığında sandık yine kurulur, seçim yine yapılır, devlet kurumları işlemeyi sürdürür. Ancak seçmenin iradesinin seçimden sonra farklı yollarla değiştirilebildiği bir düzende demokrasi, özünü giderek kaybeden bir usule dönüşür. 

Belki de artık tartışılması gereken, seçmenin sandıkta verdiği hükmün yalnızca seçim zamanı ve bir süre sonrası için değil de görev süresinin tamamı boyunca anayasal güvence altında sayılacağı yeni bir temsil anlayışıdır. Sandık, sadece yöneticiyi belirleyen bir araç olamaz aynı zamanda korunması gereken anayasal emanettir.

Şule Demirtaş’ın yazısı