AKP kurulduğu yıldan beri ittifaklar üzerinden ilerledi. Bu, kitle tabanı sınırlı olan siyasal İslamcı bir parti için çok anlaşılır bir durum. Türkiye gibi bir ülkede iktidar olmak için sadece ABD desteği yetmez, içeriden de destek bulman lazım. Liberaller ve FETÖ ile on yıla yakın bir arada oldu. Bu ittifak 2014 yılında çatırdayınca yenisini buldu. Soylu gibi isimlere dışarıdan Perinçek destek verdi. Ardından MHP ile ittifakı resmileştirdi. 16 Nisan 2017 referandumuyla birlikte ortaya çıkan başkanlık rejimi yüzde 50’lik oy oranını zorunlu kıldı ve ittifaklar kalıcı hale geldi. Erdoğan yüzde 50’yi bulmak için her defasında ittifakı genişletti. MHP’nin yanına BBP, DSP, HÜDAPAR gibi partileri ekledi. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Yeniden Refah da bu kadroya katıldı.
Artık bu bileşen de ülkede azınlığa düşmüş durumda. Hepsini toplayınca yüzde 35 bile etmiyor. O yüzden yeni bir arayışa yönelerek Kürt siyasetini ve CHP’yi aynı anda yanına almaya çalışıyor. Şu ana kadar CHP konusunda ciddi bir ilerleme kaydettiğini söylemek mümkün. CHP’yi artık büyük ölçüde iktidar bloku içinde değerlendirmekte fayda var.
Erdoğan’ın ve iktidar kurmaylarının göremediği, daha doğrusu görmek istemediği temel gerçek tam da bu noktada başlıyor. Türkiye’de düzen partileri ve siyasi kurumlar, halkla olan organik bağlarını çoktan yitirmiş durumda. Bugün tabela üstünde kocaman harflerle duran o partiler, toplumsal bir talebi temsil etmekten ziyade, sadece liderlerin veya dar çıkar gruplarının yer tuttuğu boş birer “kabuğa” dönüştü. Dolayısıyla Saray’ın masa başında kurduğu ya da kurmayı planladığı parti ittifaklarının, toplumsal tabanda karşılık bulma şansı artık kalmadı.
Çünkü bu saatten sonra Türkiye’de siyaset, tabelaların ve rozetlerin yan yana gelmesiyle değil, halkın gerçek gündemini ve taleplerini kucaklayan “halk ittifakları” üzerinden büyüyecek. Tencerenin boşaldığı, adaletin bittiği ve geleceğin karardığı bir ortamda, halkın derdine derman olmayan hiçbir üst yapı anlaşması sokakta güce dönüşmüyor.
Üstelik Erdoğan için bu tavanda birleşme stratejisi, artık kazandırmaktan çok kaybettiren bir sürece evrilmiş durumda. Çünkü iktidar blokuna katılan ya da yedeğe çekilen her partinin, her yeni figürün bagajında savunulması imkânsız devasa yükler var. Geçmişin günahları, siyasi tutarsızlıklar, şaibeler ve halktaki derin öfke, bu bagajların içinde Saray’a taşınıyor. İktidar ise sayısal üstünlük kurma hırsıyla bu safra yükleri kendi kasasına dolduruyor. Ancak unuttukları basit bir fizik kuralı var: Bagajına bu kadar çok ağırlık yüklenen bir balonun artık yükselme şansı yoktur. O balon sadece irtifa kaybeder ve kaçınılmaz olarak yere çakılır.