Türkiye’de ise çiftçiler iklim değişikliği dışında da giderek artan sorunlarla boğuşuyor. 2002’den bu yana 2,6 milyon hektar tarım alanı terk edildi. Türkiye nüfusu son 14 yılda 12 milyon artarken buğday ekilen tarım arazileri 1 milyon hektar azaldı. 2001’de toplam istihdamın %37,6’sını tarım sektörü oluştururken günümüzde bu oran %14’e geriledi. Çiftçinin bankalara olan kredi borcu, 2002’ye kıyasla yaklaşık 542 kat arttı. Tarım topraklarında en az %3 olması gereken organik madde oranı %1 lere geriledi. Ve iklim değişikliği bu tabloyu daha da ağırlaştırdı.
Son yıllarda İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Trakya’da yaşanan kuraklık nedeniyle buğday ve arpadaki verim düşüşleri bazı bölgelerde %40’a ulaştı. Sayıları 1 milyonu aşan mevsimlik tarım işçileri, iklim değişikliğinin getirdiği aşırı sıcaklar ve ani hava şokları karşısında hem can güvenliği hem de sosyoekonomik açıdan en büyük darbeyi alan kesim oldu.
İç Göç İzleme Merkezi verilerine göre dünya genelinde aşırı hava olayları nedeniyle yerinden olan insan sayısı yıllık ortalama 20 ila 30 milyon arasında ve bu nüfusun ezici çoğunluğunu geçimini topraktan sağlayan küçük çiftçiler ile tarım işçileri oluşturuyor.
Bu tablo bize şunu gösteriyor: Eğer iklim krizini konuşuyorsak, en çok gıdamızın teminatı olan küçük çiftçilerin durumunu gözetmemiz, iklime dirençli tarımsal yöntemlerden bahsederken dünya nüfusunun büyük kısmını besleyen küçük çiftçiyi destekleyecek, güçlendirecek politikaları hayata geçirmekten bahsetmemiz gerek.