Primer (ilk doğumda) sezaryen oranı yüksek olduğu gerekçesiyle altı ay süreyle mesleğini icra etmesi engellenen kadın hastalıkları ve doğum uzmanı sayısı altıyı buldu. 100’ün üzerinde hekimin dosyasıysa denetim sürecinde.

Sağlık Bakanlığı’nın sezaryen ‘önlemleri’nden biri idari yaptırımlar uygulamak. Bunun için hastanelerin ve hekimlerin sezaryen oranları izleniyor ve denetleniyor. Hekimin doğumlarla ilgili istatistiksel verilerine bakılarak mesleğinde yeterli veya etik olup olmadığına karar veriliyor.
Son kertede meslekten uzaklaştırılmasına, bir anlamda ‘men’ edilmesine karar verilirse, eğitim ve araştırma hastanesinde altı aylık eğitimden geçmesine karar veriliyor. Diğer yandan çalıştığı hastaneden hekimle ilişiğini kesmesi isteniyor. Özetle sadece doğum yaptırması değil, herhangi bir hekimlik faaliyeti yürütmesi de engelleniyor. Meslek icrası engellenen ya da dosyası denetim sürecindeki hekimlerin tümü özel hastanelerde veya muayenehanelerinde çalışıyor.
Bakanlık bu işlemleri 663 sayılı KHK’nın 23’üncü maddesine dayandırıyor. Ancak tabip odalarının yorumuna göre madde, mesleki yetersizliği bir mahkeme kararı, disiplin soruşturması veya bilimsel bir bilirkişi heyeti raporuyla tespit edilenler için uygulanabilir. Hekimlerin mesleki bilgi ve becerileri hakkında hiçbir somut kanıt sunulmadan, yalnızca primer sezaryen oranlarının yüksekliği gösterilerek ‘yetersiz’ ilan edilmeleri hukuken kabul edilemez görülüyor.
İlk mesleğini icra etmesi engellenen hekim Sakarya’daydı. Arkasından Antalya Tabip Odası, illerindeki beş hekimin benzer yaptırımla karşılaştığını duyurdu.
‘Tablonun nedeni hekimlerin bireysel tercihi değil’
Diken’in sorularını yanıtlayan Türk Tabipleri Birliği İkinci Başkanı Prof. Dr. Ayşe Gültekingil, Türkiye’de sezaryen oranlarının yüksek olduğunu ancak bunun altında yatan yapısal sebeplere bakılması gerektiğini belirterek, “Sezaryen oranlarındaki artış tablosunun temel nedeni hekimlerin bireysel tercihlerine dayandırılamaz” dedi.
Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın koruyucu sağlık hizmetlerini zayıflattığını, hem üreme sağlığı hem de gebelik takiplerini aksattığını, gebelik izlem sisteminin zayıfladığını söyleyen Gültekingil, “Dolayısıyla riskli ve takipsiz gebelik sayısında artışlar var. Diğer yandan hastanelerde performans baskısı ve yıllardır artan davalarla malpraktis kaygısı da hekimleri sezaryen yapmaya yönlendiriyor. Doğumlarda karşılaşılabilen bazı komplikasyonlar için dahi malpraktis davaları açılabiliyor” diye konuştu.
Bazı doğumların klinik olarak vajinal (normal doğum) değil, sezaryenle yapılması gerektiğini hatırlatan Gültekingil, şöyle devam etti:
“Eminim şu anda bütün kadın hastalıkları ve doğum uzmanları, ‘Bir gün benim de başıma gelebilir mi?’ korkusunu hissediyor. Üstlerinde bir idari baskı oluyordur ya da olacaktır.
Uygun olmayan vakaları vajinal doğuma yönlendirmek anne ve bebek sağlığını tehlikeye sokabilir. Komplikasyonlar, ölüm riskleri artabilir.
En büyük endişemiz bu baskıların artmasının böyle bir gidişata sebep olması.”
Vajinal doğum için yeterli destek yok
Sağlık Bakanlığı onaylı 228 Anne Dostu Hastane bulunuyor. Gültekingil, bunların çok azının koşulları sağladığını söyledi:
“Anneler doğum yaparken kendilerini güvenli hissetmiyor. Yeterli destek (vajinal doğumu kolaylaştıracak epidural anestezi gibi medikal teknikler, kendi özerkliklerini sağlayabilecekleri alanlar vb.) alamıyorlar.
Sezaryen bir ameliyat. Kadınlar niye ameliyat olmak istesin? Esasen bunu düşünmek ve düzeltmek gerekiyor. Vajinal doğum öneriyorsak, her şeyden önce bunu yapabilecekleri uygun koşulları yaratmamız gerekiyor.
Kadınları doğum süreciyle ilgili yeterince bilgilendirmek, doğumu yaptıracak hekimleriyle önceden görüşebilecekleri, tanışabilecekleri (kamu kurumları için) bir ortam yaratmak da gerekiyor.
Baskıyla, zorlamayla, içeriği belli olmayan eğitimle yapısal sorunlar çözülemez.”
35 yıllık uzman, asistan hekimlerle birlikte eğitim alacak
Antalya Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Güray Ünlü, mesleğini icra etmesi engellenenler arasında 35 yıllık kadın hastalıkları ve doğum uzmanı bulunduğunu söyledi:
“35 yıllık deneyimi olan hekim, asistan hekimlerle birlikte eğitime başladı. Primer sezaryen oranı yüksekliğinin tek başına mesleki yetersizlik göstergesi olamaz.
Antalya’daki beş hekimden dördü iptal davası açtı. Hepsi çok üzgün. Altı ay boyunca çalışamayacaklar, gelirleri olmayacak, sigorta primleri yatmayacak. Özlük hakları yok. İki genç arkadaşımızın ödemesi gereken taksitleri var.”
Son yıllarda hekimlerin tercih etmekten kaçındığı uzmanlık alanlarından biri de kadın hastalıkları ve doğum. Bu sebeple branşın Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) taban puanları çok düştü. Hal böyleyken söz konusu yeni uygulamaların genç hekimleri daha da uzaklaştıracağını düşünen Ünlü, “Böyle giderse maalesef gelecek nesilleri doğurtacak, çalışacak hekim bulamayacaklar” dedi.
Bazı hekimlere uyarı verilse de uyarı tarihinden önceki dosyaları da değerlendirmeye tutuldu. Uyarı verildikten çok kısa süre sonra ceza tebliğ edilenler de var. Kadın hastalıkları ve doğum uzman olan Ünlü, “Yönetmelikte uyarı için tanınan ve hekimin daha dikkatli davranacağı bir süre tanımı yok. Bu durum ‘hukuk güvenliği’ ilkesini zedeliyor” diye konuştu.
‘Sorunun sebebi hekimlerin yetersizliği değil, yapısal sorunlar’
Ünlü de Türkiye’deki sezaryen oranlarının yüksekliğinin iddia edildiği gibi hekimlerin yetersizliğinden değil, çoğunlukla sistemin yapısal sorunlarından kaynaklandığını söyledi:
“Bu sorunlar, hekimi komplikasyon riskine karşı ‘en kötü senaryoyu önleme’ çabasıyla sezaryen kararı almaya itiyor.
Bir ameliyatın, doğumun veya acil müdahalenin başarısı yalnızca hekimin bilgisine bağlı değil. Yeterli hemşire ve ebe bulunması, yenidoğan uzmanı ihtiyacı, gece şartlarında bebek canlandırılması için çocuk hastalıkları uzmanı veya anestezi uzmanı, 24 saat ameliyathane şartlarının ve tecrübeli ameliyat hemşiresinin zorunluluğu, laboratuvar sonuçlarının zamanında ve doğru çıkması, kan bankası imkânı, yoğun bakım şartları, nöbet düzeni ve yönetimsel organizasyonun doğru kurgulanması da en az hekimin tıbbi bilgisi kadar önemli.
Düşünsenize, gebe rahmi dakikada 800 cc kanayabilir. Buna müdahale için güçlü bir kan bankacılığı sistemi kurulmalı, doğum yaptıran hastanelerin bünyesinde kan merkezleri bulunmalı ve özel eğitimli personel hizmet vermeli. Acil kan ihtiyacında Kızılay’dan kan beklenmesi, dakikalarla yarışılan bir klinik durumda çok büyük sorunlar yaratıyor.
En başarılı hekim bile kötü bir sistem içerisinde hata yapabilir. Artık modern sağlık hukukunda “hekim kusuru” değil, “hizmet kusuru” kavramı bulunuyor.
Kadın doğum uzmanı çoğu zaman gece şartlarında doğumu tek başına yönetiyor, ebe desteğini yeterince alamıyor, bebekte sıkıntı geliştiğinde dakikalar içinde karar vermek zorunda kalıyor. Çocuk ve yenidoğan uzmanı, acil yenidoğan yoğun bakım yatağı bulamıyor.”
Öte yandan primer sezaryen oranları hesaplanırken; yıllarca bebek için tedavi görmüş, tüp bebek tedavisiyle hamile kalmış, zor doğum öyküsü olan veya “isteğe bağlı sezaryen” talep eden hastalar aynı sınıfta değerlendiriliyor.
Kadın neden karar sürecinde olmasın?
Hastanın özerkliği ve karar sürecine katılımı modern tıbbın gereği. Hasta, kendisine yapılacak her türlü müdahaleye onay verme ya da vermeme hakkına sahip. Doğumunda neden olmasın?
Ünlü de vajinal doğum istemeyen hastayı zorlamanın günümüz tıp ve hukuk anlayışına uymadığını ifade etti: “Anne isteği, başlı başına bir tıbbi-etik endikasyon olarak kabul edilmeli. Hastanın bu tercihi nedeniyle de hekim suçlanmamalı. Kadınlar doğum ağrısı, epizyotomi korkusu, doğum yırtıkları, idrar kaçırma, rahim sarkması, cinsel yaşam bozukluğu ve yaşam kalitelerini ömür boyu etkileyecek hasarlardan korunmak için sezaryeni tercih edebiliyor.
Diğer yandan bazı hekimler riskli gebeliklerle başarılı bir şekilde ilgileniyor, doğum ve cerrahideki başarılarıyla biliniyor. Dolayısıyla sezaryen oranları yüksek oluyor.
Bir başka faktörse, sezaryen isteği olan hastalar, kamu hastanelerinde “isteğinin yerine getirilmeyeceği” düşüncesiyle özel sağlık kurumlarına başvuruyorlar.”
TTB: Doğum komplikasyonları malpraktis sayılmasın
TTB, sezaryen oranlarının düşürülmesi için şu önerilerde bulunuyor:
- Ülkemizde sezaryen oranlarının artışının altında yatan nedenlerin ayrıntılı olarak araştırılması,
- Vajinal doğum sırasında oluşabilecek komplikasyonları malpraktis değerlendirmelerinin dışında tutacak yasal düzenlemelerin yapılması,
- Hem kamu hem de özel sağlık kuruluşlarında vajinal doğum gibi yoğun emek gerektiren tıbbi uygulamalarda hekimlerin ve sağlık emekçilerinin emeklerinin karşılığını alacağı düzenlemelerin yapılması,
- Doğum süreçlerinin bir hekimin değil, kurumun sorumluluğunda olduğu ve doğum sırasında yeterli psikolojik ve analjezik destek sağlanan, annelerin özerkliğinin korunduğu ve kendilerini güvende hissedeceği doğum birimlerinin yapılandırılması ve desteklenmesi,
- Birinci basamak koruyucu sağlık hizmetleri ve ebelik sisteminin güçlendirilmesi, gebelere doğum süreci konusunda yeterli danışmanlık sağlanması,
- Doğum süreçlerine dair bilgilendirme kampanyaları yapılması, bilgilendirici yazılı materyaller hazırlanması,
- Sezaryen oranları gerekçe gösterilerek yürütülen inceleme ve işlemlerin ve olası yaptırımların kapsamı, bilimsel ve hukuki dayanakları ile değerlendirme ölçütlerinin kamuoyuna açıklanması ve yalnızca sezaryen oranlarına dayanılarak tesis edilmiş işlemlerin yeniden değerlendirilmesi.