Erdoğan tam da yeni dönemde Trump’ın aradığı türden bir müttefik. Trump açık açık Erdoğan ev sahibi olduğu için Türkiye’deki zirveye geldiğini söylemişti. Siyasi rekabet yok, demokrasi yok, özgürlükler yok, hukuk yok. Kimin umurunda ki zaten? Alabildiğine kuşatma, sonuna kadar askeri harcama ve sınırsız işbirliği…
Ne olacak; sağlıktan, eğitimden ve kamu harcamalarından biraz daha kısılır. Hastanelerde daha çok sıra beklenir, muayenelerin süresi biraz daha kısalır. Sabunsuz okullara da herkes alıştı. Emekli aylıklarına hiç zam yapılmasa da olur.
Haliyle Trump da Sanchez’e yönelik hissiyatının aksine Erdoğan’ı çok sevdiğini vurguladı. Erdoğan için “İsrail’i rahat bıraktı. Netanyahu’nun dostu diyemem ama anlaşıyorlar” dedi. Ne iktidardan ne de yandaşlardan tek bir itiraz geldi, herkes memnun oldu. Trump Erdoğan yönetimindeki Türkiye’yi “Fantastik bir NATO müttefiki” olarak nitelendirdi.
Rejim, Trump’ın kayığına binmiş durumda. Gösterilen ilgi, alaka ve dile getirilen övgü dolu sözlerden büyük memnuniyet duyuluyor. Türkiye içinde baskıya ihtiyaç duyulan bir dönemde Amerika’nın da militarist bir stratejiyle NATO’yu konsolide etme sürecine girmesinin tarihi bir fırsat olarak değerlendirildiği anlaşılıyor.
Toplumun çoğunluğunun desteğini alamayan, yoksulluğu kalıcı hale getiren ve muhalefeti de devletin baskı aygıtlarını azami kapasitede kullanarak sindirebilen iktidar, kendi geleceğini Trump, ABD ve NATO’nun kaderine bağlayarak ömrünü uzatmayı planlıyor. Fakat bu aynı zamanda çok kırılgan bir iktidar görünümü sunuyor.
Şimdilik düzeni ayakta tutan bu ip, siyaseten ve ahlaken çürüktür. Emperyalizmin bunalımdan çıkması ve kapitalist düzenin eşitsizlikleri ortadan kaldırarak istikrara kavuşması imkânsız. Meşruiyetin kaynağını halk iradesinden başka yerde arayan iktidar, küçümsediği ve bu nedenle hesaplara dahil etmediği yurttaşın teslim olmayan iradesiyle kendi yenilgisinin taşlarını döşüyor. Mesele konjonktürü doğru okumak ve doğru siyaset kurmak. Tüm muhalefet aktörlerinin mevcut dünya gerçekliğinin bir nebze bilincinde olması ve Türkiye’nin kim/kimler tarafından nereye sürüklendiğini anlaması gerek.