Bazı akciğer hastalıkları kadınlarda daha sık görülüyor. Yıllarca ‘erkek hastalığı’ olarak bilinen KOAH gibi hastalıklara kadınlarda daha da fazla rastlanıyor. Hala kadınlardaki bu sorunlar geç fark ediliyor

Kadınlardaki farklı belirtiler, genellikle önyargılar, bazen de yeterli klinik deneyimin olmaması sebebiyle ‘atipik’ diye nitelendiriliyor. Sadece bu bile tanı ve tedavilerinin gecikmesine yol açabiliyor.
Tıp literatürü ve kılavuzların genellikle erkek hastalara göre oluşturulması, hastalık belirtileri ve seyrinin yanlış yorumlanmasıyla sonuçlanabiliyor.
Kadın hastaları, Türk Toraks Derneği Kadın ve Akciğer Sağlığı Görev Grubu Yürütme Kurulu Üyesi Doç. Dr. Yeşim Yasin’le konuştuk.

Yasin’in de vurguladığı gibi, cinsiyet temelli farklardan söz etmek ‘fazla politik’, ‘gereksiz’ ya da ‘lüks’ değil: “Bunlar doğrudan iyilik hâlini etkileyen, yaşamsal meseleler.”
Yasin, bazı akciğer hastalıklarının kadınlarda daha sık olmasının nedenlerinin üç katmanlı olduğunu düşünüyor. İlk katmanda kadınların biyolojisi yer alıyor: “Hava yolları daha küçük. Östrojenin ya da genel anlamda hormonların etkileri var ve bağışıklık sistemi yanıtı farklılaşabiliyor.”
İkinci katman çevresel etkilerden oluşuyor. Tütün kullanımı önemli bir faktör. İçmediği hâlde tütün dumanına maruziyet bir o kadar etkili. Buna ek olarak ev içinde biyomas (odun, kömür, tandır vb. yakılması) maruziyeti ve hava kirliliğinin etkileri de bu katmanda.
Son katmansa toplumsal cinsiyet. Yasin, kadının toplumsal statüsü, görünmeyen bakım yükü, sağlık hizmetlerine erişim ve hizmet alma davranışındaki farklılıkların da etkili olduğunu vurguladı.
Kadınların akciğerleri farklı mı?
Peki kadınların akciğerleri erkeklerden farklı mı?
Yasin, “Hem evet, hem hayır” diyerek şöyle devam etti: “Akciğerin temel fizyolojisi aynı ama hormonlar, bağışıklık sistemi, genetik yapı, çevresel maruziyetler ve toplumsal roller nedeniyle bazı akciğer hastalıkları kadınlarda belirgin olarak daha sık görülüyor.
Örneğin astım kadınlarda daha sık ve daha ağır. Yetişkin kadınlarda astım sıklığı yaklaşık yüzde 10–11, erkeklerdeyse yüzde 6–6,5 civarında. Üstelik kadınlar astım nedeniyle hastaneye daha sık yatıyor. Öyle ki bazı çalışmalarda bu risk erkeklerin yaklaşık üç katına kadar çıkıyor.
Çok ilginç, ergenlikten önce astım oğlan çocuklarında daha sık. Ama ergenlikten sonra tablo değişiyor ve hormonlar sahneye çıkınca kadınlar öne geçiyor.”
Sigaradan daha çok zarar görüyor
KOAH, 2000’li yıllara kadar tipik bir “erkek hastalığı” ya da “sigara içen yaşlı erkek hastalığı” olarak bilindi. Hekimler kadın hastalarda KOAH’ı bir tanı olarak daha az düşündüler. İlk kez 2000’de Amerika’da KOAH nedeniyle ölen kadın sayısının erkekleri geçtiğini belirten Yasin, “Zamanla anlaşıldı ki kadınlarda KOAH sıklığı giderek artıyor. Buna rağmen kadınlar eski alışkanlıklar nedeniyle hâlâ geç tanı alabiliyor” dedi.
Yasin, kadınların giderek daha fazla sigara içmesinin bunda etkili olduğunu söyledi: “Aynı miktarda sigara içiminde kadın akciğeri daha fazla hasar görüyor. Daha küçük hava yolları nedeniyle kadınlarda dumanın etkisi daha yoğun. Biyomas dumanı, yani ev içinde ısınma ya da yemek pişirme için kullanılan yakıtların yanması sonrasında ortaya çıkan dumana maruziyet de kadınlarda KOAH nedeni.”
Pulmoner arteriyel hipertansiyon (PAH) ve bronşektazi gibi akciğer hastalıkları da kadınlarda daha sık görülüyor. Nadir görülen kistik akciğer hastalığı LAM (lenfanjiyoleyomiyomatozis) neredeyse sadece kadınlarda görülüyor.
Yasin, “LAM’da östrojenin rolü çok güçlü. Hastalık genellikle 30-40 yaş arası kadınlarda ortaya çıkıyor. Klasik tahminlere göre her bir milyon kadında yaklaşık 3-8 vaka görülüyor” dedi.
Aynı belirtiler farklı yorumlanıyor
Akciğer kanserinde de benzer önyargılar var. Bazı çalışmalarda, aynı belirtilerle başvuran kadınların akciğer kanseri açısından değerlendirilme olasılığının erkeklerden daha düşük olduğu gösterildi.
Uyku apnesi de kadına ‘yakıştırılmayan’ hastalıklardan. Uyku apnesinin yıllarca erkeklere özgü kabul edildiğini ve onlara özgü ölçeklerle değerlendirildiğini hatırlatan Yasin, “Sonuç olarak kadınlarda gözden kaçırıldı. Çünkü kadınlar horlama yerine yorgunluk ya da depresif belirtiler veya gündüz uykululuk hâli gibi farklı yakınmalarla başvurabiliyor” dedi.
Tüm bu örnekler bize ne söylüyor?
Yasin, asıl sorunun görülme sıklığı değil, kalıp yargılar olduğunu söyledi: “Yani ‘bu kadında olmaz’ denmesi. Oysa kadınlarda sigara kullanımı arttı, mesleki ve çevresel maruziyetler çeşitlendi.
En önemlisi son 20-25 yılda ‘cinsiyete dayalı tıp’ diye bir alanın ortaya çıkmasıyla bu cinsiyetçi algılar önemli ölçüde sorgulanmaya başlandı. Farkındalık arttı.”
Kadın sağlığı ‘bikini bölgesi’nden ibaret değil
Kadın hastaların tanısındaki gecikmenin başka sebepleri de var. Yasin onları özetle şöyle sıraladı:
* Kadınlar şikâyetlerini daha geç dile getirebiliyor. Tabii bu durum da evrensel değil ama hâlâ birçok toplumda kadınlar kendi sağlıklarını ailelerinin ihtiyaçlarının gerisinde konumlandırabiliyor. Görünmeyen bakım yükü, çocuk, eş, yaşlı, hasta, engelli bakımı derken çoğu zaman kendisini öncelikler listesinin sonuna koyabiliyor.
* Başka bir neden, gelir ve sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizlikler. Özellikle düşük gelirli veya sosyal açıdan dezavantajlı gruplarda kadınların sağlık hizmeti alma kararları üzerinde aile üyelerinin etkisi daha fazla olabiliyor.
* En önemli nedenler arasında tıbbın kadına bakışı var. 2000’li yıllara kadar tıp, erkek bedenini norm aldı. Kadın, en nazik ifadeyle erkek bedeninin bir varyantı olarak görüldü. Kadın sağlığı denince ‘bikininin kapladığı bölgelerle’ sınırlı sağlık sorunlarına odaklanıldı.
* Kadınlarda görülen sağlık sorunları, erkeklerde yapılan klinik araştırmaların kadınlara genellenmesiyle çözülmeye çalışılıyor. Oysa pek çok hastalığın semptomlarından tedavi protokollerine kadar tanısı ve tedavisi kadınlarda farklı olabiliyor. Bu yüzden kadınlar daha geç ve yanlış tanı alıyorlar.
* Bir de belirtilerinin bazen yeterince ciddiye alınmaması sorunu var. Araştırmalar, kadınların özellikle ağrı ama sadece o değil tabii, mesela nefes darlığı veya yorgunluk gibi yakınmalarının çoğu zaman stres, kaygı veya psikolojik, duygusal nedenlerle açıklanabildiğini gösteriyor. Veya “Abartıyorsunuz, büyütüyorsunuz, bu sizin kafanızda aslında” deniyor. Bazı durumlar da “kadınlığın doğası” olarak yorumlanıyor.
Yüzde 20 erkeği ilgilendiren sorun, yüzde 90 kadını etkileyenden çok araştırıldı
* Kadınlarda hastalık konuşurken birçok durağın psikoloji olması ciddi bir sorun. Bu bakış açısı yüzünden, örneğin erkeklerin sadece yüzde 19’unu etkileyen erektil disfonksiyon hakkında, kadınların yüzde 90’ını etkileyen PMS’de (premenstrüel sendrom) olduğundan beş kat daha fazla araştırma yapılmış.
*Nefes darlığı, halsizlik veya kronik öksürük; yaşa bağlanabiliyor, menopoz, stres veya yorgunlukla ilişkilendirilerek göz ardı edilebiliyor. Hatta çok çarpıcı bir gelişme yaşandı ki ben de alana, bu kadar vurucu bir örnekten sonra ilgi duymaya başladım. Kadınlarda kalp krizinin “atipik” belirtileri arasında sıcak ve soğuk ter boşalması var. Yıllarca bu durum menopozda normal kabul edilen bir şikâyet olduğu için ciddiye alınmamış. Cinsiyete dayalı tıp neredeyse tam da buradan ortaya çıktı. Kadınlarda bu belirtiler aynı zamanda kalp krizinin belirtileri arasında. Atlanmasının yaşamsal sonuçları var.
Kadınlardaki belirtiler ‘atipik’ değil!
* ‘Atipik’ aslında erkeklerde görülmeyen şeklinde de okunabilir. Örneğin kalp krizinin ‘tipik’ belirtileri arasında göğüs ağrısı bulunsa da kadınların yüzde 40’ında bu tipik belirti olmayabiliyor. Onun yerine şiddetli yorgunluk, çene, sırt, boyun ve kol ağrısı, midede yanma, hazımsızlık, bulantı, kusma, soğuk terleme, nefes darlığı gibi belirtiler olabiliyor. Buradaki sorun semptomların atipikliği değil, referans alınanın erkek bedeni olması.