Adana'da başladı, 71 yıldır yüzüyor: Tuncay Şenyüz

Murat Sevinç
Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

Bir insan neden Kutuplarda aylarca yürümeyi göze alır? Neden yeryüzündeki en yüksek dağlara tırmanmak, dünyaya oradan bakmak ister ister? Neden kilometrelerce yüzer? Neden denizin onlarca metre derinine inmeye heveslenir? Neden araçla yarım saatte gidebileceği bir yere kan ter içinde bisikletle varmaya çalışır? Emil Zatopek neden hep koşmak istedi?

Biri neden kilometrelerce yürür, delilikten mi? 

Çocukluğumdan beri çeşitli sporlar yaptım. Yıllarca basketbol oynadım. Biryerlerim ağrımaya başladığında azaltıp koşmaya başladım. Bir süre sonra dizlerim izin vermedi. Bisiklet kullandım, birkaç kişiyle, tek başıma, günlerce. Hep yürüdüm, orta ve uzun mesafe. Hayli geç bir yaşta yüzmeye niyetlendim. Üniversitenin havuzuna kaydoldum. Birkaç yüz metreyle başladım, hoşuma gitti, artırdım, birkaç kilometreye çıktı, büyük zevk alıyordum ama üniversiteden atılınca havuzdan da oldum. Yüzmeye başladığımda birkaç arkadaşımla birlikte giriyorduk suya. Onlar benden iyiydi, benim derdim ise başaramadığım sürat değil, uzun süre yüzmek, birkaç saat dayanabilmek, kendimi sınamaktı. Havuzda deneyimli bir sporcuyla tanıştık. Her sabah geliyor, bir yandan suda kayar gibi yüzerken diğer yandan birilerini eğitiyordu. Bana da tavsiyelerde bulunmaya başladı. Her zaman güler yüzlüydü, suda bu kadar mutlu olan birini görmedim. Ankara’dan ayrılmak zorunda kalınca ilişkimiz kopmadı. Arada yokladı, hâl hatır sordu, sorduk.

Bugün size o deneyimli yüzücüyü tanıtmak istiyorum. Tuncay Şenyüz, her zamanki nezaketiyle amatör bir köşe yazarının söyleşi önerisini kabul etti. Hepinizin Tuncay Şenyüz’ü tanımasında yarar var, giderek eksilen çok özel bir kuşağın, yüzme tutkusunun sembol olmuş isimlerinden.

Tuncay Şenyüz.

Tuncay Şenyüz, Temmuz 1946’da Ankara’da Demiryolları Hastanesi’nde (Gazi Hastanesi de diyebiliriz) doğmuş. 1948’de, hukuk fakültesi mezunu babasının tayini ‘Demiryolu’nda hasılat müfettişliğine’ çıkınca Adana’ya taşınmışlar. Babasının bu işi birkaç yıl sürmüş, sonra avukatlığa başlamış.

9 Haziran 1955’te, dokuz yaşındayken havuza girmiş Tuncay Şenyüz. Nasıl hatırlar insan böyle bir tarihi? Avukat ve yüzücü Ruhi Polisçi hatırlatmış bir gün. Dokuz yaşında minikler kategorisinde yarışlara katılmaya başlaması, o yılın sonunda gerçekleşmiş. 1955 yılında Adana’da olimpik havuz var, adı Atatürk Yüzme Havuzu. 1930’larda (Olimpiyata hazırlanan) Hitler Almanyası tarafından yapılmış. Belediye Başkanı 1938’de merkeze uzak bu havuzu çöplüğe dönüştürmüş, ama iki yıl sonra yeni belediye başkanı Turhan Cemal Beriker yeniden açmış. Havuz gece ışıklandırmalı ve Berlin’deki Olimpiyat havuzun aynısıymış. Şehirde kanallar var tabii ama tehlikeli, ahali havuza da gitmeye başlamış o tarihten sonra.

Buz gibi bir havuza bırakmış babası bir gün, 9 Haziran’da, yüzme bilmiyor, debeleniyor, babası itiyor… kendi kendine öğrenmiş, 22 metre yüzmüş, acemi kartından ‘bilen kartına’ terfi etmiş, 10 yaşında Adana birincisi olmuş… Çok iyi yüzen, ‘suda kayan‘ abiler varmış ama bir şey öğretmezlermiş. Cemil abi adındaki bir antrenör çalıştırıyormuş. Fakat 1962’de bir ‘Alman’ getirmişler Adana’ya, Köln Akademisi mezunu, memlekette yabancı hoca yokken. İşte o Alman Adana’daki tüm spor dallarına temas edip şehrin, çocukların kaderini değiştirmiş. Aslen Hamburglu olan, Herrman Hörsken. Herrman çalıştırmış gençleri. Örneğin, halterciler ısınmadan başlıyormuş çalışmaya, onlara kalpten gitmemeleri için ısınmayı Herrman öğretmiş. Haltercilerin kısa süren ‘isyanlarına’ aldırmamış! Anlayacağınız Herrman her spor dalından gençlere ‘spor’ yapmayı öğretmiş.

Soldan ikinci, 1962’de Adana’ya gelen ve gençlerin kaderini değiştiren Alman hoca  Herrman Hörsken. 

Havuz yazlık, her gün havuzdalar. Yüzme bitince su topu antrenmanı başlıyor. Adana Demirspor çatısı altında. Demiryolu işçilerinin emeğiyle filizlenen bir klüp, bambaşka bir yeri var memleketin spor tarihinde. Yorulmak nedir bilmeden geçen aylar, yıllar. Evdekiler de memnunmuş çocuğun yüzme hevesinden. Tuncay Şenyüz diyor ki, “Ben, ergenlik neymiş, kafa tutma, kapıyı vurup çıkma neymiş, hiç bilmiyorum mesela, yüzüyorduk biz…” Ekliyor: “Adana gibi bir muhitte büyümeme rağmen hiç kavga etmedim mesela, Adana’da herkes okuldan çıkıp birbiriyle kavga ederdi, küfür kıyamet havada uçar, ama benim derdim yüzmekti.” Burada biraz muhalefet ediyorum ister istemez ve gençliğinde Fatih Terim’in hırçın hallerini seyretmiş biri olarak, sükunetin yalnızca spor yapmakla ilgisi olmayabileceğini hatırlatıyorum. Tuncay Şenyüz gülümseyerek: “Fatih’i çok severim, çünkü emeğimiz oldu iyi kötü, en dipten oraya geldi, delikanlıydı, yakası açık gömleğiyle havuza gelirdi Fahri’yle, Fahri sutopu kalecisiydi, Fatih tribünde seyrederdi yüzme antrenmanını…” O birkaç yıl içinde Fatih Terim’deki cevheri gören bir hoca çıkmış ve kısa süre sonra Galatasaray’a almışlar. Tuncay Şenyüz öyle şahane hikâyeler anlatıyor ve öylesine nevi şahsına münhasır insanlardan söz ediyor ki, keşke spor tarihi meraklısı eli kalem tutan birileri bir nehir söyleşi yapsa diyorum içimden. Keşke.

İlk, orta, lise Adana’da. İsmet İnönü ilkokulu, Tepebağ Ortaokulu, Adana Erkek Lisesi. Tuncay Şenyüz yarışlarda birinci. Adana’da her cumartesi yarış oluyor ve ilk üçe hediye dağıtılıyormuş. Hediyelerin tedariki gönlü zengin esnaftan. 16 yaşında genç, 18’den sonra büyükler kategorisinde yarışıyor. Sutopu da devam ediyormuş bu arada. Adana Demirspor, işçinin ödediği aidat, spordaki örgütlenme ve başarı üzerine konuşurken, ‘Kurthan abi‘den söz ediyor bir anda. Seviniyor ve şaşırıyorum; rahmetli hocamız Kurthan Fişek hem sporcuydu hem de bu konuda eşsiz akademik çalışmaları vardı. Meğer, Tuncay Şenyüz’ün mesaisi olmuş Kurthan Hoca’yla. Bir de ‘Gencay abi‘ ile. O da Mülkiye hocası ve voleybolcu Gencay Şaylan Hoca. Ortak tanıdıklarımız çıkıyor konuştukça. Gencay Hoca TODAİE’de çalışırken, Tuncay Şenyüz orada yüksek lisans yapmış. Gencay Hoca, Kurthan Hoca’ya yönlendirmiş. Rahmet ve sevgiyle andık Kurthan Fişek’i. Kurthan Hoca, Tuncay Şenyüz’ü, 12 Eylül günlerinde ‘sporda yönetime katılım’ konusuna ikna edip tez yazdırmış.

1963’te lise bitiyor. O dönem üniversite sınavına giren kişi sayısı 10 binmiş! Aslında hukuk istemiş, babası karşı çıkmış; ‘Siyasal yazayım’ dediğinde baba yine diretmiş, “İkisini yazma da ne yazarsan yaz” demiş. Sonunda 1964’te, bu kez 15 bin kişinin girdiği sınavda DTCF Coğrafya’yı (Fiziki Coğrafya ve Jeoloji) kazanmış.

Ankara’ya gelmiş ama havuz nerede? Gazi Eğitim’in havuz inşaatı devam ediyormuş, açıldı açılacak. Kapalı havuzda antrenman ihtimali çok heyecanlandırmış tabii. O havuz 1990’larda açılmış, 30 yıl bitmemiş inşaat. Bu arada, Ankara’da, ülkenin başkentinde kapalı havuz yok. Bir yazlık havuz varmış sadece. İlk kapalı havuz birkaç yıl sonra açılmış. Kışları koşup yazları Adana’da yüzüyormuş. O evrede hayatına İstanbul Yüzme İhtisas girmiş. İstanbul’da Burgaz’da denizden çevirme bir havuz varmış, yarışlar oraya alınmış, Adanalılar da gelmeye başlamış. Adana-İstanbul sutopu maçları yapılıyormuş ve bir maçta hakem İtalyan, Ivo Manuelli imiş. Meşhur maratoncu ve sutopçu Adanalı Erdal Acet de o maçta oynuyor. Manş Denizini yüzerek geçen Erdal Acet. Kavga çıkan bu maçı ve moral bozukluğunu hâlâ hatırlıyor Tuncay Şenyüz. Oyuncuların kavgasında hakem de epey hırpalanmış ne yazık ki.

Konu konuyu açarken, Tuncay Şenyüz’ün Türkiye’nin kayda geçen ilk uluslararası sutopu hakemi olduğunu da öğrendim. Yurt dışındaki bir turnuvada hakemlik yaparken, 1978’de, hakem Manuelli ile karşılaşmış. “Oooo Turco” diyerek tezahüratla karşılamış İtalyan. Fakat Ivo çoktan unutmuş olsa da, zamanında Türkiye’deki maçta tartakladıkları için Tuncay Şenyüz çok mahcup, ne diyeceğini bilmiyor. Neyse ki yanında bir ‘70’lik’ götürmüş de, onu hediye vermiş Ivo’ya. Orada üç gece misafir etmiş ve her yemekte yanına oturtmuş, 70’liği hiç kimseye koklatmadan kendine ayırmış Ivo Manuelli.

1970’lerde Adana’da. Yüzme İhtisas’tan sonra 1968’de askerlik. İki yıllık askerliğin ilk altı ayı Haliç kıyısında Halıcıoğlu’nda, sonrası şans eseri Adana’da. Evin karşısındaki Kolordu’da levazım subayı. Komutanı olan ismi hiç iyi hatırlamıyor. Askerliğin ardından bir yıl daha yüzüp, 200 metre sırtta birinci olduktan sonra, 24 yaşında yarışları bırakmış. O tarihe dek, 1958’den itibaren Adana birincisi, 1960’da ilk Türkiye Şampiyonası, 1962-64 arasında sırt üstü gençler kategorisinde kırılan rekorlar, farklı metrelerde serbest ve bayrak yarışlarında Türkiye şampiyonu olan Adana Genç Bayrak Takımı’nın yüzücüsü, 1964’te İsrail’e ilk kez giyilen milli forma, 1965 Budapeşte Üniversite Oyunlarında Türkiye’yi temsil, 1967’de Tunus’taki Akdeniz Oyunları’nda milli takımda, 1969’da İzmir, 1970’de Atina’da yapılan Balkan Şampiyonlarında milli takımda…

1970’lerin başında memuriyet başlamış; Adana Beden Terbiyesi Müdür Yardımcısı. 1970’de onlarca çocuğu toplayıp eski voleybol toplarını şişirerek sutopu öğretmiş. Hemen sonra, federasyon başkanı tarafından yönetim kurulu üyesi yapılmış. 60 yaş üstü üyelerin arasında, 24 yaşında bir üye. 1964-1984 arasında Türkiye Yüzme Federasyonu Başkanı olan Fehiman Akdağ ile 14 yıl çalışmış. Fehiman Akdağ’ın, Muharrem Gülergin’in, Osman Solakoğlu’nun isimleri saygı ve sevgiyle geçiyor söyleşi sırasında. Muharrem Gülergin, Adana’daki bir selde, kardeşiyle birlikte çok sayıda insanın hayatını kurtarmış. “Muharrem abi olağanüstü bir insan ve sporcuydu, yüzme, Demirspor’un futbol takımında da oynadı, Fatih’i filan yetiştiren adamlardır bunlar, hiçbiri anılmıyor tabii!” 1976’da Adana Bölge Müdürü Tuncay Şenyüz. 1978 başında Ankara Beden Terbiyesi İl Müdürlüğü’nde müdür yardımcısı. 1979’da Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü, Organizasyon Metod Şube Müdürü. 1983’te İdari ve Mali İşler Dairesi Başkan Yardımcısı, aynı yıl, Dış İlişkiler Dairesi Başkan Yardımcısı. 1986’da Sinop Gençlik ve Spor İl Müdürü, 1993’te Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü APK Uzmanı. 1996’da emekli olana dek memuriyete devam etmiş.

Bürokraside geçen zaman zarfında sutopu hakemliğini ve yüzmeyi hiç bırakmamış tabii. O yıllarda hakemlik için (sutopu, basketbol, voleybol) gerekli harcamanın büyük ölçüde cepten yapıldığını hatırlatmakta yarar var. Haliyle, sevmeden yapılacak işler değil.

Arada, bir hakemlik ve yöneticilik macerası daha var… Gencay Şaylan Hoca voleybolcu ama 1970’lerin sonunda Basketbol Federasyonu başkanı olarak atanınca, basketbol hakemliğini sırf sevdiğinden yapan Tuncay abi istek üzerine merkez hakem komitesine girmiş. Kısa süre sonra, 12 Eylül’e çeyrek kala, Refaiddin Şahin ‘Beden Terbiyesi Genel Müdürü’ olmuş. Gencay Hoca, o siyasi koşullarda çalışmayı kendine yediremeyince istifa etmiş. Tuncay Şenyüz ile Sami Bey sudan çıkmış balık hissiyle hakem atamalarıyla uğraşırken Mülkiyeli Uğur Erel başkan olmuş. Fırsat bu fırsat Komite’den ayrılıp sadece hakemliğe dönmüş. Kışın basketbol hakemliği, yazın sutopu hakemliği. 19 Mayıs Stadyumu’nun yerinde bir yüzme havuz varmış, stat için yıkmışlar. Orada hiç ücret almadan uzun süre gençleri çalıştırmış.

Yeri gelmişken, 1970’de kızı, 1978’de oğlu doğmuş, son çocuk 1985’li. İki de torun var.

Yüzmeyi, sutopunu 24 yaşında bırakmak çok da olağandışı bir durum değilmiş, bilmiyordum. “Hele sutopu çok zor bir spor, nefesiniz yetmez, buz hokeyinden sonra ikinci yorucu spor derler, bence efor olarak sutopu daha ağır, 30 metre hücum, dönüşte savunma, hiç durmadan… yedi kişi sahada, sürekli değişiyor, yoksa kalpleri dayanmaz.”

“96’ya dek çok insan yetiştirdim, maddi karşılık beklemeden yapıyordum.” Emeklilikten sonra çok mutlu olmuş. Zaten Tuncay Şenyüz için mutluluk, yüzmek ve öğretmek. Ankara Şehir Kulübü’nde yüzme hocalığı yapmış. 12-13 yıl çalışmış orada. “Elbiseyle ders vermem ben, suya girersin, elbiseyle yüzme hocalığı yapan var.” Özel dersler de vermiş ama “Artık kendim yüzüyorum.”

Peki, bir insan neden 71 yıl yüzer ve tüm yaşamını yüzme çevresinde kurar? Tuncay Şenyüz’e asıl sorum bu. “Yüzerken ne hissediyorsunuz?” sorusunu, “Yüzmezsem ne hissediyorum?” diyerek düzeltiyor. “Normal insan bu işleri yapmaz…” “Yüzmede eklemler hırpalanmıyor, kaslar çalışıyor… bir de yatay olduğu için kalbe fazla yük binmiyor… insanı yumuşatıyor…”İnsan sevdiği için yüzer, bir kere, eksikliği çok kötü, moralim bozuluyor, pandemide yaşadık, çok kötü hissediyordum kendimi, evde oturuyordum, içimden yürümek bile gelmiyordu, adım atmak istemedim, sonra yeniden yüzmeye başladım… iki yılda ancak o performansa ulaştım.“Yüzmediğimde hayat anlamsız geliyor, yüzdüğümde yaşadığım mutluluk, o yorgunluk büyük bir keyif.”

Her gün yüzmeyi sürdürüyor. Sadece saati değiştirmiş. İki genç keşfetmiş, şimdi onlarla yüzüyormuş, öğrencisiz yapamıyor bana kalırsa. Beraber yüzdüğü gencin hızı arttıkça mutlu oluyormuş. “Emekli olunca havuz kenarından ayrılmamayı istiyordum, Allah nasip etti, sağlık da çok şükür… sağlığım da yüzdüğüm için iyi gitti tabii.” Yüzerken en yorucu çalışmalardan biri ayak çalıştırmak. Bu sayede, yürüyen merdiven kullanmadığını söyledi. Çok anlatmayayım, nazar değmesin!

Tuncay Şenyüz, çok sayıda uluslararası yarışa katılmış yıllar içinde, Avustralya’da dünya havuz şampiyonası, Cadiz, İtalya, Göteborg, Macaristan’da Balaton Gölü, Yalta… Fakat bunlar binlerce insanın katıldığı, sporcuya değer verilmeyen ‘kasap işi‘ etkinlikler olduğundan bir yerde bırakmış.

Çanakkale’yi çok seviyor, 19 kez yüzmüş, bu yıl 20 olsun istiyor. Kaş-Meis yedi kez. Ve Kaş’tan Meis’e son yüzüşünde sağında ve solunda iki koskoca deniz kaplumbağasının eşlik ettiğini anlatıyor neşeyle. İstanbul Boğazı’nı 14 kez geçmiş ama sporcunun hiç umursanmadığı bu organizasyonu sevmediği için bırakmış.

Tuncay Şenyüz, Tuncay abi, dünyaya ödül olarak gelmiş gibi. Her tavrında, mütebessim halinde, nezaketinde; yaptığı işe tutkuyla bağlı, hayattan zevk alan, onun kıymetini bilen ve dolu dolu yaşayan bir insanın neşesi, coşkusu var.

Tuncay abi gibi bir insanı tanıdığım için çok mutluyum. Daha uzun yıllar yüzmesini, Beyhan Hanım’la, ailesiyle, sevdikleriyle güzel bir emeklilik yaşamasını dilerim.