Basın ve edebiyat tarihimizde dillerden düşmeyen futbol karşılaşmaları, bugün de geçerliğini koruyan güzel anılar ve ayrıntıları saklı tutmaktadır.
Gazeteciler de formalarını çekip sahaya çıkıyor. Yazarı, çizeri, foto muhabiri, editörü ve çalışanlarıyla bir takım kurup komşu gazete takımını maça çağırıyordu. Cumhuriyet gazetesi takımının Vatan gazetesi takımını, Tercüman gazetesi takımının da Yeni Sabah gazetesi takımını yenmişliği vardı. Gazetelerin adları şimdi ve yakın geçmişle karıştırılmaması için olayların 1960’lı yıllarda geçtiğini belirtmeliyim.
Kitap sayfalarında ve sahnede birbiri için yeterince rakip olmuş edebiyatçılarla tiyatrocuların futbol maçları da hafızalardaki tazeliğini koruyor.
Çok uzağa gitmeye ve Avrupa ya da Dünya Kupası finallerinden bahsetmeye gerek yok. Toprak sahada futbol maçı yapan edebiyatçılarla tiyatroculardan bahsedeceğim.
8 Haziran 1964. Haldun Taner’in yazdığı Yalçın Tura’nın müziklerini yaptığı Keşanlı Ali Destanı fırtına gibi esmekteydi. Engin Cezzar -ki bu rol için saçlarını kazıtmıştı- ve Gülriz Sururi başrollerde inanılmaz başarılı bir oyunculuk sahneliyorlardı.

Futbol maçlarına dönecek olursak, radyodan sesini duyduğumuz, televizyondan tanıdığımız Halit Kıvanç da bu maçlarda hakemlik yapıyordu.

Keşanlı Ali takımının kaptanı Haldun Taner, edebiyatçıların kaptanı Orhan Kemal’di. Maçın başlama vuruşunu Keşanlı Ali’nin Zilha’sı Gülriz Sururi yaptı ve çekildi sahadan. Hakem Halit Kıvanç günü şöyle anlatıyor:
“Oyunda görev üstlenenlerin kurduğu futbol takımı, o günlerin büyüklü küçüklü edebiyatçılarıyla maça çıkıyordu şimdi… (…) Kimler yoktu o maçın futbolcuları arasında… Keşanlı Ali’lerin kalesini Hüseyin Kutman koruyordu. Takımın öteki aslanları arasında Engin Cezzar, Çetin İpekkaya, Aydemir Akbaş, Hüseyin Salıcı, Erol Günaydın ve takım kaptanı Haldun Taner vardı. Edebiyatçılarda ise Ülkü Tamer, Mehmet Seyda, Şükran Kurdakul, Egemen Berköz, Nurer Uğurlu ve de kaptan olarak Orhan Kemal yer alıyordu. Büyük yazar Orhan Kemal’i futbol maçında top sürerken görenler önce şaşırmıştı. Ama ustanın gençliğinde Adana Karması’nın golcüsü olduğunu öğrenince şaşkınlıkları geçecekti. Hele Orhan Kemal’in attığı çalımları seyredince…”[1]

Edebiyatçıların kalesindeki Adnan Özyalçıner, daha maç başlar başlamaz hem de ilk atakta yediği gol için güneşin gözünü aldığını bahane etmekle kalmamış, Engin Cezzar’ın kafasına çarpan topla gözlerinin iyice kamaştığını söylemiştir.
Bu arada Bedri Koraman’ın da tiyatrocuların kadrosundan sahada olduğunu belirtelim.

Edebiyatçı mı tiyatrocu mu?
Merve Erol ve Ulaş Özdemir’in sorularını yanıtlayan Ülkü Tamer o günleri şöyle anlatmış:
“Ben tiyatroda, Keşanlı Ali Destanı’nda oynarken, oyuncularla Edebiyatçılar Birliği maçı yaptık. Ben tiyatrodaydım, ama edebiyatçıların takımında oynadım, Orhan Kemal’di bizim kaptan. Keşanlıların kaptan da Haldun Taner. Maçın hakemi de Halit Kıvanç’tı. Bayağı formalar mormalar… 5-3 yendik biz. Beş golün üçünü ben attım, benimle bir hafta tiyatroda konuşmadılar.”[2]
Maçın ilk yarısı 2-2 berabere bitti bitecekken edebiyatçılar bir gol daha atıp soyunma odasına giderken avantaj sağlamışlardı.
İkinci yarı başlarken, Keşanlılar bir transfer gerçekleştirdi. Karikatürist Bedri Koraman tiyatrocuların formasını giyip sahaya fırlamış, daha ikinci yarının başında Halit Kıvanç, Keşanlılar lehine penaltı kararı vermişti. Edebiyatçıların kalecisi Adnan Özyalçıner ve takım arkadaşları itiraz ettilerse de Halit Kıvanç kararından vazgeçmedi. Heykel gibi dikilip penaltının atlmasında ısrar etti.

Usta golcü Bedri Koraman meşin yuvarlağı penaltı noktasına koyup gerindi. Kaleci Adnan Özyalçıner penaltıyı atacak olan Koraman’ın keçi sakalına bakıyordu. Hakem düdüğü çaldı, Koraman topa vurdu, Özyalçıner uzanıp topu çeldi ve ikinci hamlede tuttu.
Halit Kıvanç “Olmadı, kaleci Adnan kımıldadı, penaltı yeniden atılacak” diye ısrar etti. Bedri Koraman topun başına geçti, bu defa çektiği şut dışarıya gidince herkesin gözü hakemdeydi. Halit Kıvanç gülümsüyordu, “gene kıpırdadın” dedi, tekrar atılacak.
Üçüncü defa penaltı noktasına konulan topu Bedri Koraman bu defa ağlarla buluşturdu ve maç tekrar berabere oldu: 3-3
Sonrasında samimi bir itiraf gelecekti Halit Kıvanç’tan: “Maçtan sonra basın mensuplarına da itiraf edeceğim gibi… Ne yapayım: Edebiyatçıları da çok seviyorum, tiyatrocuları da… Maç berabere bitsin istedim. Üstelik Bedri gazeteden arkadaşım. İlle gol atsın diye arzuladım. Ama bakın gördünüz. Hakem ne yaparsa yapsın kazananı engelleyemiyor.”
İlerleyen dakikalarda Ülkü Tamer takımını öne geçirdi; Orhan Kemal’in penaltıdan bir gol atınca maç edebiyatçıların 5-3 galibiyetiyle bitti.

Ülkü Tamer, Yaşamak Hatırlamaktır kitabında Orhan Kemal’in penaltı vuruşunu şöyle anlatacaktı:
“Çok penaltı gördüm şimdiye kadar. Lefter’in, Metin’in, İstanbulsporlu İbrahim’in penaltılarını nasıl unutabilirim. Ama o gün Orhan Kemal’in attığı penaltı kadar güzelini görmedim desem, kimseye haksızlık etmiş olmam! Orhan Ağabey, kaleciyi sağa yatırıp sol köşeye gönderdi topu. Şimdi kaleciler penaltı atışlarında kendilerini bir yana atıp işi biraz da şansa bırakıyor ya, öyle değil. Usta yazar, futbolculukta da ustalığını konuşturdu, kaleciyi resmen aldattı. Hepimiz topun sağ köşeye gideceğini sandık.”

Yine yeniden futbol
Edebiyatçıların destekçileri bir de pankart hazırlamıştı: “Yürüyün Fazıl’ın aslanları!” yazıyordu pankartta.
Bu maçı, öncesini ve sonrasını Adnan Özyalçıner’den defalarca dinledim. Her sorduğumda neredeyse noktası virgülüne aynı şeyleri anlattı. 18 Şubat 1934 doğumlu Adnan Abi, zihni berrak, kalemi kavi, şakası, şenliği bir yana ustalığı bir yana.
Yazıyı yazmadan önce gene sordum, gene danıştım, en çok da fotorftakileri merak ettim.
Fotoğrafa bakar bakmaz olan biteni anımsadım ama kim kimdir çıkaramadım önce. Adnan Özyalçıner’in gençlik fotoğraflarına çok tanık olduğum için onu hemen tanıdım. Şükran Kurdakul zaten hemen seçiliyor, Orhan Kemal biraz arada kalmış gibi ama bakınca görülüyor, Ülkü Tamer de yüzünden ve endamından ayırt edilebilir.
Sıralama yapılınca sağ başta Mehmet Seyda da seçilebilir, kabul ediyorum.
Ama bu fotoğrafta, artık o kadar kişiyi sayıp sıraladıktan oturanlardan sağ baştaki gözlüklü kişiyi sorsam, bütün memleket sathında ve tek kalemde tanıyacakların sayısı beş kişiyi bulmaz.
Tahmin edeceğiniz üzere edebiyatçılar toprak sahada bir araya gelip futbol maçı için takım oluşturmuşlar. Rakip olarak da tiyatrocular bir takım oluşturmuş, Altunizade’de bugün yerinde bir AVM olması gerekirken acı acı yükselen bir özel hastanenin olduğu yerde, sahada maça çıkıyorlar.
Fotoğraftakileri Adnan Özyalçıner’in bana yazdırdığı gibi aktaracağım.
Ayaktakiler, sağ baştan: Mehmet Seyda, Orhan Kemal, ?, ?, Feridun Metin Aksın, Ülkü Tamer, Nurer Uğurlu.

Oturanlar, sağdan sola: Egemen Berköz, Yeditepe dergisinde çalıştığı için Hüsamettin Bozok kontenjanından takımda yer alan ve dergide çıraklık eden Kasımpaşa genç takımında oynayan bir çırak, Adnan Özyalçıner, Şükran Kurdakul, önlerindeki çocuk Tuna Baltacıoğlu’nun oğlu takımın maskotu.
Her şey bir yana, fotoğrafa aylarca baksam Egemen Berköz’ü tanıyamazdım.
Maça giden şairler ve kafasına kale direği düşen öykücü
Sıkı bir Beşiktaşlı olan Kemal Özer’in sık sık maçlara gittiğini ve hatta Ülkü Tamer’i de ikna edip yanına aldığını hatıralardan biliyoruz. O yıllarda gittikleri yerin adı Dolmabahçe, Mithatpaşa ya da İnönü Stadı’ydı; şimdiki gibi ‘arena‘ tabelaları henüz ortalıkta yoktu. Ülkü Tamer, Kemal Özer ve Adnan Özyalçıner’den oluşan bu dost grubu, sadece büyük maçların değil, Altunizade’deki yerel karşılaşmaların da sadık izleyicileriydi. Hatta o günlerde sahada ilginç bir kaza da yaşanmıştı: Rakip takımın forvet oyuncusu öyle sert bir vuruş yapmıştı ki, yerinden çıkan kale direği doğrudan Adnan Özyalçıner’in kafasına isabet etmişti.
Günler ve geride kalanlar
Geçip giderken yıllar, yazdıklarının yanında yaşadıklarıyla da anılıyor insanlar. Özellikle de yazarlar, şairler, sanatçılar, gazeteciler…
Ne olursa olsun ben artık daha yakın ilişkiler kurmamız gerektiğini düşünüyorum. Ahir ömründe mutlak butlan görmüş kaç kuşak anılacak edebiyatımızda. Bir bahaneyle, ısrarla, devrimci bir duyguyla, itiraz üstünlüğüyle neden olmasın, daha çok bir araya gelmeliyiz.
[1] https://www.orhankemal.org/links/44.htm Son erişim 18 Haziran 2026
[2] https://birartibir.org/cocuklugum-cinema-paradiso/ Son erişim 18 Haziran 2026