'Prenses doğum' şart mı?

Türkiye sezaryenle doğum sayılarıyla dünya rekoruna doğru koşarken pek çok gebenin en büyük korkusu vajinal (normal) doğumda çok ağrı çekmesi. Epidural anesteziyle ağrısız ya da pazarlamada kullanılan adıyla ‘prenses doğum’ mümkün ama kamu hastanelerinde zor.

Fotoğraf: Canva

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sezaryenle doğum oranlarının yüzde 10-15 aralığında tutulmasını öneriyor. Fakat sezaryenin dünya ortalaması yaklaşık yüzde 21. Oranın 2030’a kadar yüzde 29’a ulaşacağı tahmin ediliyor.

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, 40 haftada toplam sezaryen oranlarının yüzde 62,8’den yüzde 59,9’a kadar düşürüldüğünü duyurdu. Düşüşe rağmen bu oran, her 10 gebeden altısının bebeğini sezaryenle dünyaya getirdiği anlamına geliyor.

Vajinal doğumda ilk akla gelen, o esnada annenin yaşadığı şiddetli ağrı ve korkular. Ağrı, doğum gibi doğal bir sürecin parçası. Ancak ağrıyı önlemek mümkünken çekmek şart mı?

Epidural anestezi, kasılmalardan kaynaklanan ağrıyı engellemek için belin alt kısmındaki omurilik sinirlerinin etrafındaki boşluğa lokal anestezik enjeksiyonu yapılmasıyla uygulanıyor.

Bu ‘konforlu’ yönteme özel hastaneler ‘prenses doğum’ adını veriyor. Bu ‘paket’in içine müzik, koku, aydınlatma vs. gibi detayları ekleyen hastaneler de var.

‘Adı çok şey söylüyor’

İstanbul Tabip Odası Asistan ve Genç Uzman Hekim Komisyonu üyesi, anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanı Dr. Tahsin Çınar, Türkiye’de ‘prenses doğum’ adının aslında çok şey söylediğini düşünüyor:

“Biraz durup düşününce bu tabirin taşıdığı sınıfsal bilinci görmemek mümkün değil. Neden ‘ağrısız doğum’ değil de ‘prenses doğum’? Bu isimlendirme, farkında olmadan toplumsal bir gerçeği açığa çıkarıyor. Acı çekmeden doğurmak sıradan bir sağlık hizmeti değil, ayrıcalıklı olanın ulaşabildiği bir konfor gibi algılanıyor.

Sağlık Bakanlığı uzun süredir ‘Doğal olan normal doğumdur’ sloganını öne çıkarıyor. Elbette gereksiz sezaryen oranlarının artışı tıbbi açıdan tartışılabilir bir konu. Ancak burada başka bir mesele var. Türkiye’de ‘doğallık’ herkes için aynı koşullarda yaşanıyor mu?

Bir tarafta özel hastanelerde epidural analjezi, birebir ebe desteği, mahremiyet, doğum koçları, kişiselleştirilmiş doğum deneyimleri ve ‘konforlu doğum paketleri’ var.

Diğer taraftaysa kamu hastanelerinde yoğunluk altında çalışan sağlık emekçileri, sınırlı anestezi ekipleri, yetersiz personel ve çoğu zaman ağrı kontrolüne erişemeden doğuran kadınlar. Anestezi pratiğinin içinden bakınca bu eşitsizlik daha çıplak görünüyor.”

‘Devlet yoksul kadına ‘doğal’ı seçtiriyor, piyasa zengine konfor satıyor’

Epidural analjezi birçok ameliyatta ‘altın standart’. Anesteziyoloji uzmanları eğitimini alıyor ve başarıyla yapıyor. O halde doğumda neden daha kolay ulaşılamıyor?

Çınar, bunun teknik kapasiteden çok sağlık sisteminin nasıl örgütlendiğiyle ilgili olduğunu düşünüyor.

Ona göre performans baskısı altında, aynı anda birkaç ameliyathaneye yetişmeye çalışan, nöbet yükünde tükenen anestezi ekiplerinin olduğu bir sistemde doğum analjezisinin ‘yük’ görülmesini normal buluyor:

“Kamu hastanesinde bir anestezi uzmanı çoğu zaman doğumhaneye uzun süreli epidural takip ayırabilecek koşullara sahip değil. Aynı anda yoğun bakım, ameliyathane, acil vaka ve konsültasyon arasında sıkışıyor.

Ama özel hastanede aynı işlem ‘VIP doğum deneyimi’ başlığıyla pazarlanabiliyor. Burada yalnızca kadınlar arasında değil, sağlık emekçilerinden beklenenler açısından da sınıfsal bir ayrışma var. Kamuda çalışan anestezi ekibi tükenmişlik içinde temel hizmeti sürdürmeye çalışırken; özel sektör aynı emeği bir ‘konfor hizmetine’ dönüştürerek metalaştırıyor.

Ortaya çıkan tablo oldukça net: Devlet yoksul kadına ‘doğallığı’ öğütlüyor, piyasaysa varlıklı kadına konforu satıyor.”

‘Doğumda ağrı çekmek isteyen de var’

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil’se ağrı çekmenin ‘kader’ olmadığını fakat doğumun doğasında bulunduğunu söyledi:

“Ağrıların anneye faydası olduğu düşünülüyor. Kaldı ki hiçbir şekilde ağrı kesici almak istemeyen, doğal doğum sürecini yaşamak isteyenler de var.

Örneğin gelişmiş bir ülke olan Hollanda’da evde doğum özendiriliyor. ‘Parası olan epidural yaptırıyor, olmayan ağrı çekiyor’ diye bakmak bence yanlış. Devlette de epidural yapılıyor ama her hastaya yapılması mümkün değil.”

İtil, ‘vajinal yolla doğumdan kaçınmanın sebepleri’yle ilgili soruya şu karşılığı verdi:

“İlk etken eğitimsizlik ve bilinçsizlik. Bu konuda anne adayını bilinçlendirmek en önemli önlem. İlk âdetten itibaren üreme sağlığı eğitimi verilmeli.

Korkularından arındırılmış bir şekilde gebelik başlarsa normal doğum da korkutucu olmuyor. İnsan bilmediği şeyden korkar. Ağrı, ağrı eşiği bile korkuyla ilişkili.

Bir başka sebep, doğum anında bebeğinin ya da kendisinin başına bir şey geleceği endişesi.”

Yoğun kamu hastanelerinde doğum sırasında her kadına epidural anestezi verilmesinin mümkün olmadığını ifade eden İtil, şöyle devam etti:

“Tüm gebelere ağrısız doğum sağlanması mümkün değil. Özel hastanelerdeki doğum sayısıyla kamudaki kıyaslanamaz. Örneğin ABD’de epiduralle doğum oranı yüzde 60 civarında. Britanya’da, Hollanda’da çok daha düşük. Buralarda ebeyle doğum özendiriliyor. Kaldı ki epidural dışında da ağrı kesiciler kullanılabilir.”

Doktor, Türkiye’nin asıl sorununun her geçen yıl azalan doğum oranları olduğunu söyledi: “Ülkede prenses doğum yerine doğumun kendisi özendirilmeli.”

Her 100 doğumdan 58’i sezaryen

Doğum izni 24 haftaya çıktı