Türkiye’de tüketimin ağırlık merkezi refah harcamalarından zorunlu harcamalara doğru kaymaya devam ediyor. Hanelerin harcadıkları para giderek daha büyük ölçüde barınma, ulaşım ve temel ihtiyaçlar tarafından emiliyor. Zorunlu harcamaların bütçedeki payının azalması ekonomik refah göstergesi kabul edilirken, tersine bir trend yaşanıyor.
TÜİK’e göre 2024’te 45 bin 344 lira olan hane halkı başına aylık ortalama tüketim harcaması, 2025’te 64 bin 104 liraya; eşdeğer fert başına harcama da 23 bin 558 TL’den 33 bin 521 liraya yükseldi.
Bu verilere göre geçen yıl hane halkı başına ortalama tüketim harcaması 2024’e kıyasla yüzde 41,4, fert başına ortalama harcama da yüzde 42,3 ile yıllık enflasyonun üzerinde arttı.
2025 verilerine göre en alt gelir düzeyindeki yüzde 20’lik kesim, kendi toplam tüketim harcamasının yüzde 38,7 ile en büyük bölümünü konut ve kiraya yapıyor. Bu kesimin harcamaları içinde gıda da yüzde 29,2 ile ikinci büyük payı alıyor. Buna göre aile bütçesinin yüzde 67,9’u bu iki alana gidiyor.
Yüzde 8,6’lık ulaştırma payı da eklendiğinde toplam oran yüzde 67,9’a çıkıyor. Buna göre en yoksul kesimin geliri, sadece evde oturma, karnını doyurma ve bir yerden bir yere gidebilmeye ancak yetiyor.
Gıdanın payı en üst gelir grubunda ise yüzde 12,4’e düşüyor. Bu oran zenginlerin daha az gıda tükettiğini değil; gelirleri yüksek olduğu için bütçelerinde gıdanın ağırlığının düşük kaldığını gösteriyor. Ekonomide “Engel Yasası”na göre “Gelir arttıkça gıdanın bütçedeki payı azalıyor”.
En üst gelir grubunda ulaştırmanın yüzde 25 olan payının en alt grupta yüzde 8,6’da kalması da bir refah uçurumu göstergesi.