Sergen Yalçın, Beşiktaş tarihinde çok özel bir isim. Bunu tartışmaya gerek yok. Futbolculuğuyla da antrenör olarak yaşattığı şampiyonlukla da taraftarın hafızasında yeri var. Fakat bazen bir kulübün efsanesine yapılacak en büyük haksızlık, onu sürekli kurtarıcı rolüne çağırmaktır.
Çünkü kurtarıcı beklentisi, insanı gerçek kapasitesiyle değil, geçmişte bıraktığı duyguyla ölçer. Sergen Yalçın’dan beklenen de biraz buydu: 2020-21’in havasını yeniden getirmesi. Oysa bugünkü Beşiktaş’ın ihtiyacı eski bir havanın geri çağrılması değil, yeni bir düzenin kurulması.
Beşiktaş’ın önündeki asıl mesele bundan sonrası. Bir hoca daha gönderilip yeni bir heyecan yaratılabilir. Birkaç transfer yapılır, yine büyük cümleler kurulur, sezon başında tribün yeniden dolar.
Ama kulüp kendisine daha soğukkanlı bir soru sormadıkça aynı sahne tekrar eder: Beşiktaş nasıl bir futbol aklıyla yönetilecek? Antrenör seçimi hangi oyun fikrine göre yapılacak? Transferler hocanın günlük ihtiyacına mı, kulübün uzun vadeli planına mı hizmet edecek? Oyuncular kötü gittiğinde hemen vazgeçilecek parçalar mı olacak, yoksa doğru yapı içinde yeniden kazanılacak değerler mi?
Beşiktaş’taki ikinci Sergen Yalçın dönemi, bu soruları daha sert biçimde önümüze koydu. Siyah-beyazlılar artık eski başarıların hatırasıyla bugünü onaramayacağını görmeli. Camianın duygusunu bilen insanlar elbette değerlidir; ama duygu, düzenin yerine geçemez.
Taraftarı heyecanlandıran isimler elbette önemlidir; ama isim, oyun planının yerini tutmaz. Beşiktaş’ın ihtiyacı, bir kez daha “Kim gelsin?” sorusuna sıkışmak değil. Asıl soru daha zahmetli, daha az gösterişli, fakat çok daha önemli: Bu kulüp bundan sonra neyi inşa edecek?