Çağın Arslan: Yapay zeka çocuklarımızı geliştiriyor mu, yoksa dijital bir yalnızlığa mı itiyor?

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Eskiden biz çocuklarımıza “yabancılarla konuşma, kapıyı tanımadığın kimseye açma” diye öğüt verirdik. Bugün ise kapı dijitalden açıldı; çocuklarımız artık sadece insanlarla değil, yapay zekâlarla konuşuyor.

Üstelik bu durum sadece bir “soru-cevap” ilişkisi değil. Bazı gençler dertleşiyor, bazıları oyun tasarlıyor, bazıları ise ödevlerini tamamen bu dijital ellere teslim ediyor.

Milyonlarca genç gününün önemli bir kısmını bu sistemlerle geçirirken, biz de o meşhur sorunun eşiğine geliyoruz: Yapay zekâ çocuklarımızı geliştiriyor mu, yoksa onları dijital bir yalnızlığa mı itiyor?

Yapay zekâyı yasaklamak, denizi süpürgeyle temizlemeye çalışmak gibidir; imkânsızdır. Asıl mesele, bu gücü nasıl yöneteceğimizi öğretmek. Çocuklarımıza şu bilinci aşılamalıyız:

Yapay zekâ bir yardımcıdır, karar verici değildir.

Hazır cevap almak değil, o cevabı alacak doğru soruyu (prompt) sormak yetenektir.

Algoritmalar da “halüsinasyon” görebilir; her duyduğuna inanma, eleştirel bak.

Eskiden “güzel yazı” derslerimiz vardı; şimdinin dünyasında ise “doğru komut yazma” sanatı, yani prompt mühendisliği ön planda. Geleceğin başarılı bireyi, makineye en verimli şekilde hükmedebilen kişi olacak.

Ne kadar gelişirse gelişsin, algoritmaların sahip olamayacağı o “insani” kale hâlâ sapasağlam: Vicdan, empati ve gerçek hayat tecrübesi.

Çağın Arslan’ın yazısı