Çocukları kolay yoldan para kazanmaya çeken çete ve mafyalar, akran zorbalığına altlık olacak kadar çocukları gerilim içine sokan toplumsal kurulum, bir bebekten cani yaratan sistem, çocuklarının gözü önünde katledilen anneler ve şiddete maruz kalan kadınları koruyamayan güvenlik sistemi… ve daha birçoğu, annenin ayakta tutmak için tüm gücüyle çaba harcaması beklenen evin dört duvarını çoktan çökertmiş bulunuyor.
Duayla, efsunla, mucizeyle bu duvarların ayakta kalması mümkün değil. Ayrıca annelik, içinde şekillendiği iktisadi, toplumsal, siyasal koşullardan bağımsız, kendi kendini koruyabilen bir statü değil.
Bu koşullar Narin Güran, Leyla Aydemir, Rabia Naz Vatan, Mattia Minguzzi, Atlas Çağlayan, Emirhan Koçhan gibi kurbanlar aldı ve almaya devam ediyor; geride gözü yaşlı anneler kalıyor.
Bir kediyi, köpeği evladı gibi sahiplenmenin, konuşamayan canlılara ebeveyn olma eğilimindeki artışın, anneliği bir meta gibi ucuza satın almak için kadınlarla yapılan pazarlıkla ilgisi yok mudur?
Annelere dayanak olamayan aile bakanlarının, sevgisiz ve aşağılayıcı sözler kullanan ve giderek hayvan katline de cevaz veren iktidar aparatlarının ve çökerten ekonomik sistemin hep birlikte boğmaya çalıştığı şefkat, kadının kendi çocukları dışındaki canlılara da yöneliyorsa, bu bir direniş, ‘özel hayat’taki kasıtlı yıkımın telafisine yönelik bir çabadır; bir sosyolojik çıktı.