10 Ekim 2025 gecesi, İstanbul Esenyurt’un loş bir sokağında bir gazeteci motosikletli iki kişinin saldırısına uğradı. Öldürüldüğünü öğrenmemiz uzun süren bir zamana yayıldı.
Aile ve avukatlara göre saldırı, görüntüler ve darp izlerinin de gösterdiği gibi basit bir kavga değil, planlı ve koordineli bir eylem. Bazı kamera kayıtlarının saldırganların yakınları tarafından alınarak kırpıldığı, tam görüntülere ulaşılamadığı ve olay yeri incelemesinin yetersiz yapıldığı ifade ediliyor.
Polis, dosyayı ilk etapta “adli vaka” olarak değerlendiriyor. Şüphelilerin telefonla ifadeye çağrılması da delil karartma riski taşıdığı gerekçesiyle eleştiriliyor.
Aile, Tosun’un ekoloji alanındaki çalışmalarıyla bazı çevreleri rahatsız ettiğini, tehdit ve takip edildiğine dair söylentiler bulunduğunu dile getiriyor. Mahallede “Bizimkiler halletti” şeklinde ifadeler duyulduğu da iddialar arasında.
Hakan Tosun, “Büyük Anadolu Yürüyüşü”, “Dönüşüm” ve “Validebağ Direnişi” gibi belgesellere imza attı.
6 Mayıs 2026’da (dün) Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan ilk duruşma, kamuya açık tutulmadı. Mahkeme büyük salon talebini reddetti, küçük bir salonda gazeteciler için önce yedi, sonra dört kişiye indirildi.
Türkiye’de kentsel dönüşümle birlikte artan maden projeleri, kazalar, Kazdağları’ndaki orman kıyımı, işçi ve köylü direnişleri, baraj inşaatları ve Hatay’daki rezerv alanlar… Ekolojiye dair hemen her başlık dijital olarak belgelenmiş; çoğunun ardında Hakan Tosun’un kamerası var.
Onun ölümü basit bir kavga değil, çevre gazeteciliğiyle rahatsız ettiği çevrelerin araştırılmasını gerektiren simge bir dava niteliğinde.