İnsan hakları aktivisti Osman Kavala, Liberal International’ın 2025 Özgürlük Ödülü’ne layık görüldü.

‘Hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs’ten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilen Kavala, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ihlal kararına rağmen 3 bin 109 gündür hapiste.
Londra merkezli Liberal International, ‘Türkiye’de yıllardır süren tutukluluğuna rağmen insan haklarına, sivil topluma ve demokratik değerlere sarsılmaz bağlılığı’ nedeniyle Kavala’yı 2025 Özgürlük Ödülü’ne layık gördü.
Ödül, Almanya’nın başkenti Berlin’de Friedrich Naumann Özgürlük Vakfı (FNF) iş birliğiyle düzenlenen törende Kavala adına eşi Prof. Dr. Ayşe Buğra’ya takdim edildi.
Liberal International Başkanı Profesör Karl-Heinz Paqué açılış konuşmasında, ‘Özgürlük Ödülü’nün kolay verilmediği’ni, aksine ‘büyük kişisel bedellere rağmen insan onuru için ayağa kalkma cesareti gösterenleri’ onurlandırdığını belirtti.

FNF yönetim kurulu üyesi Dr. Maren Jasper-Winter ise takdim konuşmasında Kavala’nın ‘diyalog ve kültürel alışverişe bağlılığı nedeniyle siyasi bir rakibe dönüştürüldüğü’nü söyledi.
Jasper-Winter, Kavala davasının artık sadece bir bireyle ilgili olmadığını, bu davanın Türkiye’deki hukukun üstünlüğü ve ifade özgürlüğünün durumunun bir sembolü haline geldiğini belirtti.
Gecenin merkezindeyse Ayşe Buğra ile Liberal Enternasyonal Başkan Yardımcısı Astrid Thors arasında geçen, hem kişisel hem de siyasi nitelikteki bir söyleşi yer aldı.

Kapanışta Liberal Enternasyonal Alman Grubu Başkanı Dr. Jürgen Martens, Kavala’nın ‘barış içinde bir arada yaşamaya, açık topluma ve uzlaşı arayışına olan sarsılmaz bağlılığı için ağır bir bedel ödediğini’ ifade etti.
‘Daha iyi bir dünyanın var olabileceğine inanıyorum’
Ödül sahibinin sesi, dinleyicilere ancak dolaylı yoldan ulaştı. Kavala’nın ödül konuşması, Ayşe Buğra tarafından okundu:
“Özgürlük Ödülü’nü almak benim için büyük bir onur. Liberal International’a bu kararlarından dolayı teşekkür ederim. Bu ödül benim için bir güç ve motivasyon kaynağı oldu.
İnsan haklarının ve bireysel özgürlüklerin, birçok toplumda çeşitliliği ve çoğulculuğu bastıran kutuplaştırıcı söylemler ve stratejiler kullanan otoriter siyasi rejimler tarafından tehdit edildiği uluslararası bir ortamda yaşıyoruz. Dünyanın şu anki iç karartıcı durumunda umudu yitirmek çok kolay. Ancak, gelecekteki olasılıklara dair umutlarımı yeşerten bazı yeni gelişmeler de var.
Macaristan’da yapılan seçimlerin sonucundan memnuniyet duydum. Bence bu, sivil özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü ve yargının bağımsızlığını hiçe sayan bir siyasi rejimin, demokratik yollarla değiştirilebileceğine dair olumlu bir gösterge olarak yorumlanabilir.
Kanada Başbakanı Mark Carney’nin son Davos toplantısında yaptığı konuşmayı da önemli buluyorum. Carney söz konusu konuşmada, insan haklarına ve ulus devletlerin egemenliğine saygıyı içeren, kurallara dayalı bir uluslararası düzenin kurulmasının gerekliliğini gündeme getirdi. Carney’nin ifade ettiği gibi, bu düzen aynı zamanda dayanışma ilişkilerini ve sürdürülebilir kalkınmayı da teşvik eden bir uluslararası düzen olacaktır.
Liberal değerlerin öncülüğünde ortaya çıkacak yeni bir siyasi dinamik sayesinde, daha iyi bir dünyanın var olabileceğine inanıyorum. Ayrıca, liberal değerlerin benimsenmesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde belirtilen hukuk normlarına ve bu sözleşme sisteminin uygulama organlarına daha fazla güç kazandıracağına inanıyorum. Bu, ülkemde sivil hak ve özgürlüklerin savunulması açısından büyük önem taşımaktadır.”