Nurcan Baysal: Şemsa Özar, kamu akademisyeni nasıl olmalı sorusunun tüm yaşamıyla bir göstergesiydi

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Türkiye, şubat ayında çok kıymetli bir akademisyenini kaybetti. Boğaziçi Üniversitesi hocalarından sevgili Şemsa Özar, kamu akademisyeni nasıl olmalı sorusunun tüm yaşamıyla bir göstergesiydi.

Kalkınma Merkezi’nin ilk araştırması olan “Zorunlu Göç ve Diyarbakır” araştırmasını Şemsa Hoca’nın koordinasyonunda, 2006 yılında yaptık. Şemsa Hoca aylarca, zorunlu göç mağdurlarının yerleştiği kentin çeperindeki mahallerde gece gündüz gönüllü olarak çalıştı.

Bir yandan kentlerde zorunlu göç mağdurları ile çalışırken, öte yandan da kırsal alanlarda kalkınma projeleri yapmaya çalışıyorduk. Şemsa Hoca sadece benim değil, birlikte çalıştığı herkesin kalkınmaya bakış açısını değiştirmiş ve dönüştürmüştü.

İnsanların yapabilme/eyleyebilme kapasitelerinin genişlemesinin, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi belirli temel hizmetlere erişim kadar, üzerlerindeki baskı ve zulmün ortadan kaldırılmasına da bağlı olduğunu sık sık vurgulardı.

Şemsa Hoca, bu kalkınma programlarında soruyu baştan doğru sormamız konusunda bizleri sürekli teşvik ediyordu: Değer verdiğimiz türden bir yaşamı kurma özgürlüğümüz var mı? Ya kalkınma adına yaşamın çeşitliliğini yok edersek? Kim, kime göre yoksul? Adalet ve eşitlik olmadan kalkınma olur mu? Onurlu yaşam hakkı kalkınmanın neresinde? Eşitsizlikleri göz ardı eden bir kalkınma neye yarar?…

2010’lar, Türkiye’nin Kürt sorununda da rahatlama dönemine girdiği yıllardı. Şemsa Hoca, bu yıllarda okuldaki derslerden kalan vaktinin çoğunu Diyarbakır’da benimle birlikte geçirdi.

Bu yıllarda Şemsa Hoca’nın Diyarbakır’daki yaşamın bir parçası olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Onu bir akşam Sur’da ciğer yerken, başka bir gün bir kafede gençlerle sohbet ederken, Newroz’da halay çekerken, Sur’da muhtarlarla ev ziyaretleri yaparken görmek mümkündü.

Nurcan Baysal’ın yazısı