Kendilerinin anlattığı gibi AKP’nin tek başına iktidara geldiği tarih 2002 milat değildir.
Cumhurbaşkanlığı sisteminin kabul edildiği 16 Nisan 2017 referandumu ise bir milattır ve aynı zamanda bir kırılma noktasıdır.
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan her zamanki gibi bu cumhuriyet tarihinin en büyük kırılmasının yaşandığı günü sessizce geçiştirdi. Oysa “her şeyin çok iyi” olduğu bu sistem, en azından birkaç cümleyle hatırlanmayı hak ediyordu. Sessizliğe yatırılarak unutturulmaya çalışıldığına göre, burada işler yolunda gitmiyor demektir. Gitseydi, “algı yaratma ve yönetme” konusunda çok yetenekli olan AKP kadroları bunun üzerinde de tepinirlerdi.
En azından İletişim Başkanlığı “Cumhurbaşkanlığı sisteminin 9’uncu yılında” diye büyük bir kampanya başlatarak başarı öykülerini anlatırdı. Anlatamıyorlar çünkü başarıyı bırakın, anlatacak öyküleri yok.
Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildikten sonra güçler ayrılığı tamamen ortadan kalktı. Yasama ve yargı devlet hiyerarşisi içinde bürokratik yapılar halinde yürütmeye, yani tek başına, pratikte görüldüğü gibi Cumhurbaşkanı’na bağlandı.
Bu sistem en çok zararı, devletin temeline zar zor ve hayli eksik yerleştirilmiş olan denetim mekanizmalarını ortadan kaldırarak vermiştir. Denetimsizlik devlet organlarına geniş bir keyfiyet alanı açmıştır. Yargı bunların başında gelmektedir. Uygulanmayan AYM kararları bu denetimsiz alanın en küçük bölümüdür.