Türkiye’de pestisit analiz sonuçları kamuoyuna açık değil. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yaptığı denetimlerin sonuçlarını düzenli ve şeffaf biçimde göremiyoruz. Bu nedenle soframızdaki riske tam anlamıyla vakıf değiliz.
Ancak dolaylı bir veri kaynağımız var: Avrupa’nın sınır kapıları. Oradan dönen ürünler, bize içeride ne olup bittiğine dair güçlü ipuçları veriyor.
Son 1 yılda, Türkiye’den Avrupa’ya gönderilen 340 parti sebze ve meyve, sınır kontrollerinde uygunsuz bulunarak geri çevrilmiş.
Bu 340 bildirimin yaklaşık dörtte biri, yani 88’i doğrudan pestisit kalıntısı nedeniyle yapılmış. Yani her dört problemli üründen biri, doğrudan tarım zehriyle ilgili.
Tüm bu tabloyu bir araya getirdiğimizde karşımıza çok daha büyük bir soru çıkıyor: “Güvenli sınır” gerçekten güvenli mi?
Bugün regülasyonlar, her bir kimyasal için ayrı ayrı limitler belirliyor. Ancak gerçek hayatta biz tek bir kimyasala değil, aynı anda onlarcasına maruz kalıyoruz. Üstelik artık PFAS gibi vücutta biriken ve yıllarca kalabilen maddelerden söz ediyoruz. Düşük dozda, ama sürekli maruziyet. Bilimin bugün en çok tartıştığı konu da bu: “Kokteyl etkisi.”
“Bizim en kirli gıdamız hangisi?”
Eğer veriye bakarsanız, pestisit açısından ilk sırada biber var. Kanserojen bir küf çeşidi olan aflatoksin kalıntısını da baz alırsak, incir açık ara Türkiye’deki en riskli gıda ürünü. Ama daha geniş bir çerçevede düşündüğünüzde, aslında tek bir ürünü işaret etmek mümkün değil. Çünkü sorun ürün değil, sistem.