Türk Tabipleri Birliği (TTB), Dünya Sağlık Günü vesilesiyle Türkiye’yi ‘muayene‘ etti. ‘Teşhis’ hiç iç açıcı değil.

Dünya Sağlık Örgütü Anayasası’nın 7 Nisan 1948’de yürürlüğe girmesi nedeniyle 7 Nisan ‘Dünya Sağlık Günü‘ olarak anılıyor. Dünya genelinde gün dolayısıyla yapılan etkinliklerde ulusal ve küresel halk sağlığı sorunlarına odaklanarak sağlıklı yaşama hakkı vurgulanıyor.
- TTB Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu, teşhisini şu bulgularla ortaya koydu:
- Her gün 3 milyon insan sağlık sorunları için aile sağlığı merkezlerine ve hastanelere başvuruyor.
- Yılda toplam 1 milyar kez muayene oluyor.
- Ülke nüfusundan daha fazla sayıda insan acil hizmetlerinden yararlanmak için acillere başvuruyor.
- Hekimleri, hemşireleri ve bütün sağlık çalışanlarını yorgunluktan tükenecek aşamaya getiren başvuru yoğunluğa rağmen sağlık ölçütlerimiz kötü.
- OECD ülkeleri gayri safi yurt içi hasılanın ortalama yüzde 9,3’ünü sağlık hizmetlerine ayırırken, ülkemiz yüzde 4,7’sini ayırıyor.
- OECD ülkeleri sağlıkta kişi başına ortalama 5 bin 967 ABD dolar harcarken, ülke olarak 2 bin 309 dolar harcıyoruz.
Dünya Sağlık Örgütü, ülkelerin sağlığa ayırdığı ekonomik kaynakların büyüklüğü ile yurttaşlarına sunduğu sağlık hizmetlerinin kalitesinin büyük oranda paralel seyrettiğini belirterek ülkelerin sağlığa daha çok bütçe ayırmasını istiyor.
Hekimler diğer bulgularını şöyle sıraladı:
Sağlığa ayrılan kaynaklarının önemli oranı cepten çıkıyor
Sağlık harcamasının yüzde 30’u merkezi bütçeden karşılanıyor. Merkezi bütçe payının OECD ortalamasıysa yüzde 36.
- İspanya (yüzde 69), Britanya (yüzde 81) ve İsveç (yüzde 86), yüksek oranda merkezi bütçe payıyla sağlık hizmetlerini finanse eden ülkeler. Türkiye’de ise yapılan sağlık harcamasının yüzde 19’u doğrudan yurttaşın cebinden karşılanıyor. Avusturya (yüzde 16), Birleşik Krallık (yüzde 15), İsveç (yüzde 13), Almanya (yüzde 11) ve Fransa (yüzde 9), Türkiye ve OECD ortalamasından daha az cepten harcama oranlarına sahip ülkeler.
Sağlık harcamaları yurttaşlara ağır yük getiriyor
- Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayınladığı son rapor, 2025 itibariyle yapılan doktor muayene ve tedavi harcamaların hanelerin yüzde 56,3’üne yük getirdiğini, en yoksullarda ise yükü hisseden hane oranının muayene/tedavi harcamalarında yüzde 62,9’a, ilaç harcamalarında ise yüzde 65,5’ine ulaştığını gösteriyor.
- Sağlık hizmetinin, koruyucu olmak yerine tedavi edici sağlık hizmetleri bile sayılmaması gereken reçete yazımına indirgenmiş olması niteliksiz, pahalı ve hane halkı bütçesine yük oluşturan bir sonuca yol açıyor.
Önlenebilir ölümleri önle(ye)miyoruz
- Sağlık sistemimiz hemen tümüyle tedavi eksenli olması dolayısıyla etkili halk sağlığı önlemleri ve birinci basamakta uygulanan koruma müdahaleleriyle önleyebileceği ölümleri önleyemiyor.
- 2023 yılı itibarıyla OECD ülkelerinin önlenebilir ölüm oranı ortalaması 145/100 bin iken, ülkemizde 168/100 bin. Bu oran 2021’de 126’ydı ve Türkiye OECD ortalamasından daha iyi bir yerdeydi. Yani durum iyileşeceğine kötüleşti.
Eşitsizlik bebeklerimizi öldürüyor
- 2024 verilerine göre ülke genelinde ortalama her 1000 canlı doğan bebekten dokuzu bir yaşını doldurmadan ölüyor. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde her 100 canlı bebekten 14’ü ilk yaşını tamamlamadan ölüyor.
Birinci basamak sağlık hizmetleri ihmal ediliyor
- Birinci basamağa ayrılan bütçe, zaten kısıtlı Sağlık Bakanlığı bütçesinin yüzde 14’ünün de altında kalıyor.
- OECD ülkelerinde sunulan sağlık hizmetinin ortalama yüzde 39’u hastanede verilirken, ülkemizde yüzde 58’i hastanelerde sunuluyor. Bu, bir yandan hastaların sağlık hizmetlerine ulaşımını zorlaştırıyor, diğer yandan daha çok para harcamak zorunda bırakıyor.
Bağışıklama hizmetleri aksıyor ve bulaşıcı hastalıklar hortluyor
- Koruyucu sağlık hizmetlerine yeterince önem verilmemesinin bir sonucu olarak aşıyla önlenebilen hastalıklarda ciddi artışlar görülüyor. Toplumda hızla yayılan aşı kararsızlığıyla etkili şekilde mücadele edilmiyor.
- Bağışıklama hizmetlerinde yaşanan aksama ve aşı tereddüdü nedeniyle 2023’te 3 bin 571’i yerli vaka olmak üzere toplam 5 bin 88 kızamık olgusu bildirildi ve en az dört çocuk boğmacadan hayatını kaybetti.
Hastalar doktora ulaşıyor ancak sağlığa ulaşamıyor
- Yılda 1 milyar kez sağlık hizmeti sunmak övünülecek bir durum değil. Çünkü OECD ülkelerinde ortalama yıllık hekim başvurusu 6,5 iken, ülkemizde her bir yurttaş yılda 12,2 kez hekime başvuruyor.
- Bir ülkede hekime başvuru sayısının yüksek olması, o ülkedeki insanların hasta olduğu ya da kendilerini çokça hasta hissettiği, sağlık hizmetini gereksiz yere kullandığı ve tüketimin kışkırtıldığı anlamına geliyor.
- Bu bağlamda doğumda beklenen yaşam ümidi OECD ülkelerinde ortalama 81,1 yıl iken, Türkiye’de 77,3 yıl. Yani yurttaşlarımız, OECD ülkelerindeki insanlara kıyasla daha çok sağlık hizmetine başvursa da OECD ülkelerinin ortalamasından 3,8 yıl daha kısa yaşıyor.
- Hekime yıllık başvuru sayısı sadece 2,4 olan İsveç’te ortalama ömür 83,1 yıl. Benzer biçimde hastalıksız yaşam süresi de İsveç’te 71,1 yıl iken, Türkiye’de 65,2 yıl.
- Bu veriler ülkemizde insanların doktora ulaştığını ancak yeterli zaman ve olanak bulunmadığı için bu temasın anlamlı bir hizmet olmadığını, böylesi bir ortamda aldığı sağlık hizmetlerine rağmen sağlığına kavuşamadığını, yoksulluk başta olmak üzere sağlığı var eden sosyal belirleyicilerin ülkemiz açısından sorunlu olduğunu ve hastaların beş ila 10 dakikalık muayene sürelerindeki doktor temaslarından memnun olmadığı için sağlık hizmetini yeniden almak için sağlık birimlerine defalarca başvurduğunu gösteriyor.
Hastane yatak sayısındaki azlık hizmetin kalitesini düşürüyor
- OECD ülkelerinde ortalama her 1000 kişiye 4,2, ülkemizde ise 3,1 hastane yatağı düşüyor. Bu düşük orana rağmen Türkiye’de hastane yatak doluluk oranı OECD ülkelerine göre daha düşük (yüzde 58). Ancak bu düşük oranın asıl nedeni özel sektör yataklarının doluluk oranının yüzde 50’nin altında olması.
- Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde yatak doluluk oranı 2024 itibariyle yüzde 62. Ancak bu oran tüm bakanlık hastanelerinin ortalaması. Türkiye’de kamu hastanelerinin bazılarının düşük yatak doluluk oranına sahip olduğu dikkate alınırsa, başta üçüncü basamak olmak üzere bazı kamu hastanelerinin yatak doluluk oranının her zaman yüzde 100’lere yakın olduğu görülüyor. Bu durum, sağlık hizmet sisteminin ağırlıkla üçüncü basamak hastane temelli olarak sunulduğu, bu hastanelerde başta yoğun bakımlar olmak üzere hemen hiçbir zaman boş yatak bulmanın pek mümkün olmadığı, kamu sağlık kurumlarındaki bu yatak azlığı ve eşitsiz yatak doluluk oranının İstanbul başta olmak üzere özellikle büyükşehirlerde hastalar açısından özel sektörünü ‘zorunlu’ adres olarak yönlendirdiği ve yenidoğan konusunda gözlendiği gibi ticarileşme çetelerine yol açtığı anlamına geliyor.
- Özel sağlık sektörünün talep ettiği yasal ve yasadışı ek ücretleri ödeyemeyen hastalar ise kamu hastanelerindeki yatak sorunu nedeniyle tam iyileşmeden hastaneden çıkmak zorunda kalıyor. Bu nedenle tekrar tekrar hastanelere başvurmak zorunda bırakılıyor. Bu nedenlerden dolayı hastanede izlem süresi OECD ortalaması 6,4 gün iken, ülkemizde 4,2 gün.
Görüntüleme hizmetleri gereksiz kullanılıyor
- Türkiye’de milyon kişi başına manyetik rezonans (MR) ve bilgisayarlı tomografi (BT) cihaz sayısı 12 ve 15 iken, OECD ortalaması sırasıyla 19 ve 29. Ancak OECD ortalamasına göre Türkiye’de hem MR hem de BT cihazları nüfusa kıyasla daha az olmasına rağmen, MR ve BT incelemeleri makul bir nedenle açıklanamayacak oranda daha çok.
- Türkiye’de yıllık bin kişi başına 207 MR ve 220-280 BT incelemesi yapılırken, OECD ortalaması MR’da 80, BT’de 180. Başka bir ifadeyle Türkiye, OECD ülkelerine kıyasla çok daha az sayıdaki tıbbi görüntüleme cihazlarıyla OECD ülkeleri ile kıyaslanamayacak oranda daha fazla çekim yapıyor.
- Sağlık Bakanlığı’na bağlı devlet hastanelerinde kişi başına yapılan MR ve BT çekim sayısı, devlet üniversitelerinde yapılan incelemelerin 6,5-7, özel sağlık kurumlarında yapılan incelemelerin ise 4,5-8 katı.
- Tıbbi görüntüleme cihazlarının gereksiz bu kullanımı incelemelerin kalitesiz yapılmasına, hız ve yoğunluk nedeniyle kötü raporlanmasına ve tomografi kullanımı nedeniyle hastaların gereksiz yere radyasyon almasına yol açıyor.
- Ayrıca gereksiz kullanım, kamu sağlık harcamalarının, yurttaşın sağlığını koruma ve iyileştirmek yerine bu cihazları satan ve/veya kamu hastanelerinde taşeron yoluyla işleten şirketlere aktarılmasına da neden oluyor.
Vatandaş memnun değil
- Sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranı OECD ülkelerinde ortalama yüzde 64 iken, ülkemizde yüzde 41. OECD raporları, memnuniyet oranındaki en çarpıcı düşüşün ülkemizde gözlendiğini gösteriyor.
Tükenme ve şiddet can yakıyor, can alıyor
- Kısa hekim temasını, bol tetkik yapmayı ve bol reçete yazmayı önceleyen ve kışkırtan sağlık sistemimiz, bir yandan hekimler ve sağlık çalışanlarının tükenmesine, diğer yandan da sağlık ortamında şiddetin artışına neden oluyor.
- Sağlık hizmetinin ticarileşerek bir tüketim nesnesine dönüşmesi hekimleri, sağlık çalışanlarını ve hastaları mağdur ediyor. Böylesi bir ortamda sağlık çalışanlarının tükenmesi ve onlara yönelen şiddet ise can yakıyor ve can alıyor.