Önceki gün İstanbul Saraçhane’de on binlerce insan bir araya geldi. Bu, İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanı adayı olan Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının birinci yılıydı. Aynı zamanda bu süreçte düzenlenen 99. miting.
Kalabalık yalnızca bir siyasi destek gösterisi değildi; aynı zamanda bir duygu halinin dışavurumuydu. Adalet, temsil, irade… Bu kavramların ne anlama geldiği üzerine süren bir tartışmanın meydandaki karşılığıydı.
Habermas’ın hayatı boyunca savunduğu o kamusal akıl fikri, geri çekiliyor. Oysa onun uyarısı çok netti: Eğer toplumlar konuşma kapasitesini kaybederse geriye sadece güç kalır.
İstanbul’daki o kalabalık, yalnızca bir siyasi figüre destek değil; susturulmak istenen bir toplumun “Buradayız” deme biçimidir. Bu, konuşma ve itiraz etme hakkının gaspına karşı doğrudan bir meydan okumadır.
Yani bir bakıma, Habermas’ın tarif ettiği kamusal alanın hâlâ var olduğunu hatırlatan bir eylem biçimi…
Ama aynı zamanda bir soru işareti: Bu sesler gerçekten duyuluyor mu?
Yoksa yalnızca birbirine çarpıp geri mi dönüyor? Nasıl farklı bir mücadele biçimine dönüştürülebilir?