Obezite 'irade meselesi'nden ibaret değil

Türkiye’de obeziteyle yaşayanların üçte ikisi (yüzde 68), bu durumu ‘kişisel tercihlerle önlenebilir‘ yani ‘irade meselesi‘ olarak görüyor.

Dünya Sağlık Örgütü’yse (DSÖ) obeziteyi kronik ve tekrarlayıcı bir hastalık olarak sınıflandırıyor.

Bu veriler Ipsos Global Obezite Algısı Araştırmasının verileri. Araştırma Türkiye dahil 14 ülkede yapıldı. Obeziteyle yaşayan 3 bin 94 ve obezite sorunu olmayan 11 bin 406 kişiyle görüşüldü. Hastalıkla ilgili algıları ölçüldü.

Obezite bir ‘pandemi’ gibi ilerliyor. Dünyada yaklaşık üç milyar kişi obeziteli ve fazla kilolu. Sorunun önümüzdeki yıllarda süreceği gösteren belirgin işaretler var. 400 milyon obeziteli ergen ve çocuk obeziteyle tanıştı. Tedavi olmazlarsa bunların önemli bir kısmı yetişkinlikte de obezite ve sonuçları hastalıklarla yaşayacak.

Obezite tip 2 diyabet, kalp ve damar hastalığı, inme ve bazı kanser türleri dahil birçok ciddi hastalığa yol açabiliyor. Obeziteli kişiler bir tercihle değil, hastalıkla yaşıyor. Bu durum fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal engelleri de beraberinde getiriyor.

Kişisel sorumluluk hissediliyor

Kilo önyargısı neredeyse ırkçılık kadar yaygın bir ayrımcılık. Çoğu zaman insanlar obeziteli bireyler hakkında negatif hislere sahip. Pek çok kişi, hastalığın kontrol bozukluğu olduğuna inanıyor ve kişiyi bu sebeple suçluyor.

Söz konusu araştırma benzer duyguları obeziteli bireylerin yaşadığını bir kez daha ortaya koydu.  

Türkiye verilerine göre, obeziteyle yaşayanların üçte ikisinden fazlası (yüzde 71), ‘obeziteyi yalnızca diyet ve egzersizle çözmek mümkün’ görüşüne katılıyor. Bu konuda 14 ülkenin ortalaması daha düşük,  yüzde 63. Bireylerin yarıdan fazlası (yüzde 56) ‘genetik ve biyolojik faktörleri‘ temel neden olarak kabul ediyor.  Bu veriler, çoğunluğun hem durumdan hem de çözümden kişisel olarak sorumlu hissettiğini gösteriyor.

Yine Türkiyede obeziteyle yaşayanların dörtte üçü (yüzde 76), obezitenin ‘sürekli takip gerektiren tıbbi bir durum’ olduğunu kabul ediyor. Bu oran 14 ülke ortalamasının (yüzde 71) üzerinde.

Kilo vermeyi düşünenlerin üçte biri doktora başvuruyor

Araştırma kendini suçlama eğilimi ve obezitenin hastalık yönünün yeterince anlaşılmamasının, bireylerin yardım arama davranışı üzerinde kısıtlayıcı bir etki yarattığını gösteriyor. Obeziteyle yaşayan bireylerin onda sekizi (yüzde 80) kilo vermeyi düşünmüş ya da bu yönde tavsiye almışken, yalnızca üçte biri (yüzde 35) son bir yıl içinde doktora başvurmuş. Araştırmaya katılanların yarısı (yüzde 52) ise kilo yönetimine ilişkin bilgileri, çevrim içi kaynaklardan veya aile ve arkadaşlarından edinme eğiliminde.

Türkiye’de obeziteyle yaşayan ve kilosu nedeniyle doktora başvuran bireyler, kendilerine sunulan önerilerin büyük ölçüde yaşam tarzı değişikliği olduğunu; beslenme ve fiziksel aktiviteye odaklanıldığını söylüyor (yüzde 82).

Katılımcıların yüzde 65’ine daha sağlıklı beslenmeleri, yüzde 61’ine daha fazla fiziksel aktivite yapmaları ve yüzde 51’ine porsiyonlarını küçültmeleri önerilmiş. Bu obezitenin uzun vadeli tıbbi yönetim gerektiren bir hastalıktan ziyade bireysel disiplin olarak algılandığı sonucunu güçlendiriyor.

Çok faktör zemin hazırlıyor

Türkiye Obezite Araştırma Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dilek Yazıcı,  obezitenin kişisel tercihlerle önlenebilir, sadece diyet ve egzersizle çözülebileceğini düşünenlerin yüksek oranının dahi bireylerin kendini suçladığını gösterdiğini söyledi.

Yine araştırmaya göre sadece obeziteli oldukları için bireylerin yüzde 83’ünde özgüven kaybı, yüzde 85’inde de zihinsel iyilik hali etkileniyor. Yüzde 69’unun sosyal yaşamı, eğlence ve romantik ilişkilerden uzak durmasına yol açıyor.

Obezitede metabolik, hormonal, genetik faktörlerin yanı sıra psikolojik, sosyal ve ekonomik altyapının da etkili olduğunu hatırlatan Yazıcı, “Kesin olan bir şey var ki, obezite sadece bir irade meselesi değil. Obeziteli bireyler bu nedenle, çekirdek ailelerinden tutun da okullardan işyerine kadar çok ciddi önyargılarla karşılaşıyor. Hatta sağlık profesyonelleri bile böyle görüyor” dedi.

Yazıcı obezitenin sadece komplikasyonları değil psikolojik yükünün de çok ağır olduğunu vurguladı: “Obeziteyle yaşayanlar sadece kilo fazlalığı taşımıyorlar. Birçok kişinin bakışlarını, fısıltılarını, yargılarını ve beklentileri de taşıyorlar. Bu yükü hafifletmek toplum olarak hepimizin sorumluluğu.

Belki de sormamız gereken soru şu: Bir bedenin ağırlığını değil, o bedenin taşıdığı yükü ne kadar görüyoruz? Obeziteli bireyleri ne kadar görüyoruz?”

Obezite için kısa film yarışması

Obeziteyle ilgili önyargıların kırılması, obeziteli bireylerin görülmesi, duyulması ve anlaşılmasını, ‘damgalayıcı‘ dilin değişmesini hedefleyen Türkiye Obezite Araştırma Derneği ‘Taşıdığımız Hikâyeler: Obezitenin Görünmeyen Yüzü’ konulu bir kısa film yarışması düzenledi.

Lilly Türkiye’nin koşulsuz desteği ve Fujifilm’in katkıda bulunduğu yarışmayla, obeziteli bireylerin karşılaştığı zorlukları görünür kılmak, obezitenin bir tercih değil, kronik ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu anlatmak, damgalama ve ayrımcılığa karşı toplumsal empati kültürünü güçlendirmek,  ‘önce insan dili‘ni geliştirmek hedefleniyor.

Birinci seçilen kısa film, Fujiflm’den 100 bin TL değerinde hediye çeki kazanacak. İkinci film yine Fujifilm’den 75 bin TL’lik, üçüncü film ise 50 bin TL’lik çek ile ödüllendirilecek.  

Sinema obeziteyi başarısızlık olarak sunuyor

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Deniz Sezgin Emüler sinemanın toplumsal algıları şekillendirdiğini söyledi: “Ancak uluslararası literatürde yapılan güncel akademik çalışmalar, beyazperdenin ideal beden dışındaki formlara karşı sistematik bir önyargı barındırdığını ortaya koyuyor.

Özellikle çocuk filmlerinden Hollywood’un dev yapımlarına kadar uzanan bu temsil biçimi, obeziteyi tıbbi bir durumdan çok, başarısızlık olarak sunuyor.

Medyadaki damgalayan dil ve sınıflandırma, insanları sağlıklı bir hayata teşvik etmiyor. Tersine depresyona, sosyal yalnızlığa ve özsaygı kaybına itiyor. Filmlerde sıkça karşılaştığımız ‘anında değişim’ sahneleri, gerçekçi olmayan beklentiler yaratarak bireyin kendi bedeniyle barışmasını engelliyor.”

Aynı üniversitede öğretim üyesi Prof. Dr. Ruken Öztürk, sinema çok güçlü bir sanat dalı olduğunu hatırlattı ve şöyle devam etti: “Çok şey anlatıyor bize. Kameranın nerede ve nasıl konumlandığı, ne tür bir müziği seçtiği, ses kuşağında ne olduğu, kurgusu vs. bunların hepsi anlam yaratmaya katkı sağlıyor. İzleyici ve film arasında çok boyutlu bir ilişki var. Kuşkusuz filmler bizi etkiliyor, dönüştürüyor.

İster kurmaca, ister belgesel, ister canlandırma yoluyla obeziteli bireylerin hikayelerini nasıl göreceklerini merak ediyoruz. Şu anda Türkiye’de obeziteli bireylerle ilgili ve sürekli olan bir kısa film yarışması yok.”

Yarışmanın ana jürisinin başkanlığını, yönetmen Pelin Esmer üstlenecek. Jüride ayrıca Yazıcı, Emüler ve Öztürk de yer alacak. Yarışmayla ilgili detaylara https://tasidigimizhikayeler.com/ adresinden ulaşmak mümkün. 

Kötü haber: Obezite yayılıyor… İyi haber: Tedavi seçenekleri artıyor

Obeziteyle mücadele: Sağlık Bakanlığı 10 milyon kişiye davet yolladı