ABD ve İsrail başından beri İran’da rejim değiştirme peşinde olduklarını gizlemiyorlar. Rejim değiştirmek derken kastedilen havuz soytarısı Prens Rıza ya da benzeri bir kuklayı İran halkının başına musallat etmek elbette. Yani kimi Batılı çevrelerin yaydığı, bizdeki papağanların da tekrarladığı gibi İran halkını kurtarmak, kadınlarını özgürleştirmek gibi bir meseleleri yok.
ABD/İsrail sadece iki ülkeden oluşan bir şer ekseni değil. Bütün dünyada geniş bir ağa sahip. Saldırı sonrası gelen tepkilerde bunu açıkça gördük. Avrupa’nın büyükleri Macron, Starmer, Merz gibi liderler süratle alternatif bir gerçeklik yaratarak Trump ve Netanyahu’nun kuyruğuna tutundular. Mesele elbette salt Avrupa veya Batı da değil. ABD’nin vasal rejimleri de saldırıyı değil, İran’ın misillemesini kınayan tepkiler vermekte yarıştılar. İş devletlerle bitmiyor.
Biraz karikatürleştirerek Epstein ağı adını verebileceğimiz sermaye düzeni dört koldan çalışıyor. Bunun basın ayağını, Türkiye’de sözde muhalif kanallarında da gördük. Egemen bir ülkeye yapılan alçakça bir saldırı yine “Molla rejimi” söylemi üzerinden tartıştırıldı.
Benim dikkatimi çeken bir başka örnek de, sermaye düzeninde kamuoyunu ölçmekten ziyade oluşturmak amacıyla kullanılan anketler. Metropoll Şirketi’nin bir anketinde Türkiye’de İran’daki rejimini değişmesi gerektiğini söyleyenlerin oranı yüzde 60 gösterildi. Yanıtların bu yönde olması mümkün ama soru manipülatif.,