Egemenlik… Yıllarca uluslararası hukukun en temel ilkesi olarak anlatıldı. Bugün bir kez daha görüyoruz ki bu ilke, emperyalist merkezlerin çıkarlarına çarptığı anda buharlaşıp gidiyor. 28 Şubat sabahı ABD ve İsrail’in İran’a dönük başlattığı geniş çaplı bombardıman bunun en güncel örneği. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, aylar süren askerî yığınak ve diplomatik kuşatma sürecinin ardından İran topraklarını hedef aldı. “Ama İran…” diye başlayan cümlelerin hükmünü yitirdiğini söyleyerek başlayalım. Bugün tartışmamız gereken, herhangi bir hükümetin politikaları değil, siyonist-emperyalist çetelerin pervasız saldırılarının artık durdurulması ve püskürtülmesi gerekliliğidir.
Bu yalnızca İran’la sınırlı bir mesele değil. Emperyalizm 21. yüzyılda piyasa hâkimiyetini genişletmek için sınırları silikleştirmek istiyor. Sermaye akışkan, askerî üsler kalıcı, yaptırımlar sınırsız… Ama halkın iradesi söz konusu olduğunda “uluslararası toplum” bir anda müdahale yetkisini kendinde buluyor. Zayıf, bağımlı ve kuklalaşmış hükümetler aracılığıyla bölge ülkeleri birer birer hizaya getiriliyor, adeta sıvılaştırılıyor. Dün Irak’ta “kitle imha silahları” yalanıyla işgal meşrulaştırıldı, milyonlarca insan yerinden edildi, yüz binlerce insan hayatını kaybetti. Bugün benzer söylemler, farklı başlıklarla yeniden ısıtılıyor.
Bugün dünya için öncelikli tehdit, Washington ve Tel Aviv’den gelen bu pervasız saldırganlıktır. “Ama İran’da da sorunlar var” diyerek bombardımanı meşrulaştırmaya çalışanlar, farkında olmadan bu büyük suçlara ortak oluyor ve egemenlik ilkesinin altını oyuyor.