Lafa gelince herkes tüm erdemlere sahip. Ahlaklı, onurlu mücadele ile eşitlik ve adalet üzerine kesilen ahkamların sonu yok. Tabii bu arada kendilerinin tertemiz olduğunu vurgularken, diğer herkesin kirli olduğunu ilan etmeyi de unutmuyorlar…
Sonra tribünleri dolduruyorlar ve oradaki davranışlarıyla gerçek yüzlerini ortaya koyuyorlar.
“Ben ahlaklı biriyim” demenin hiçbir anlamı yok. Önemli olan, pratikte bu lafın karşılığını oluşturmak, yani ahlaki duyarlılığı, ahlaki tutarlılığı davranışlarla göstermektir. Ayrıca ahlakın, çıkara göre eğip bükülecek bir kavram olmadığını bilmek gerekir…
Ahlak, dürüstlük, vicdan, adalet hakkında her fırsatta atıp tutan erdem ve onur abideleri, mesela top rakip ceza sahası içinde rakip takım oyuncusunun göğsüne, göbeğine, sırtına, omzuna geldiğinde ya da oyuncuları rakip ceza sahası içinde en ufacık bir temasta kendini yere attığında tribünlerde yarattıkları büyük bir uğultuyla hakemi etkileyip takımlarına penaltı kazandırmaya çalışırken ibretlik bir ikiyüzlülük sergiliyorlar.
Takımlarının çıkarı söz konusu olduğunda en temel insani değerleri ve duyarlılıkları bile hiç umursamadan gözardı edebiliyorlar.
Bu tipler, hakemin baskı altında kalarak verdiği yanlış bir penaltı kararından dolayı asla vicdani bir rahatsızlık hissetmezler. Hatta takımlarına katkı yaptıklarını düşünerek bundan övünç bile duyarlar.
Hedefe yürünen yolda gözler dönünce kim avanta penaltıyı dert edinir ki zaten?