Basındaki haberlere göre Cumhurbaşkanı, “diplomasız Erdoğan” sloganları nedeniyle Özgür Özel’e karşı dava açmış. Hâkim diplomayı görmek isteyince Erdoğan’ın avukatları hâkimin reddini talep etmiş.
Haberleri okuyunca “tarih tekerrür ediyor” diye düşündüm.
Bu haftaki olay, özellikle “ispat hakkı” tartışması bakımından dikkat çekiyor. Keza 27 Mayıs’a giden süreçte CHP’nin 1959 yılındaki 14. Kurultayı’nda da bu konu gündem oldu. Kurultay’da üretilen ve 1961 Anayasası’na da yön veren “İlk Hedefler Beyannamesi”nde ispat hakkının tanınması açıkça yer aldı. Dönemin gençlik hareketlerinde de bu talep dile getirildi. Ancak iktidar kanadı bu talepleri hep küçümsedi. Hatta “ispat hakkı” talepleriyle “ismet hakkı” (hanedan mensubu veya varlıklılara tanınan ve eşlerini derhal boşamalarını sağlayan hak) benzetmesi kurarak alay etti.
Bugün Anayasa’nın “İspat Hakkı” başlıklı 39’uncu maddesi şöyle der:
“Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.”
Görüldüğü gibi Anayasa “kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili isnatlar” açısından “kamu yararı”nı verili kabul etmektedir.
Türkiye hâlâ 1950’lerdeki tartışmalara benzer tartışmalarla uğraşıyor.
Yani bir bakıma yerinde debeleniyor.