‘Ülkemizin çıkarı’ diyerek anlatılan hikâyelerin büyük kısmı gerçekte kimin çıkarına çalıştığı gizlenen hikâyelerdir. Bu anlatılar ne Türkiye’de yaşayan emekçilere refah getirir ne de emperyal hedeflerle kuşatılan bölge halklarına huzur getirir. Çünkü hedef barış değil; yeni pazarlıklar, yeni nüfuz alanları, yeni ganimet düzenekleridir.
İçerde “Türk, Kürt, Arap kardeşiz” gibi kulağa hoş gelen ama siyaseten riskli biçimde kimlik/mezhep eksenini büyüten söylemlerle, bölgede Suudi Arabistan–Katar–Pakistan çizgisinde Sünni eksenli ittifak arayışları yan yana konduğunda tablo daha da netleşiyor: Enkazdan ganimet toplama hedefli birlikler, bunu mümkün kılacak silahlanma ve yeni çatışmalar… Ambalajı ne olursa olsun bu çizginin insanlık için sonucu çoğu zaman yıkım olmuştur, yine yıkım olacaktır.
Üstelik bu çizginin anayasal zemine taşınması, yeni bir metinle ‘kalıcı’ hâle getirilmesi konuşuluyorsa; bu, laik ve bağımsız Cumhuriyetin kolonlarının kesilmesi demektir. Ve burada sadece iktidarı işaret etmek yetmez: ‘İktidarın laciverdi’ hâline gelen, bu tehlikeyi görmezden gelen ya da görüp de halka anlatmayan muhalefet anlayışı da sorunun parçasıdır. Bu yüzden gerçek bir seçenek alanı açmak şarttır; aksi ise dramatik bir geleceğe göz yummaktır.
Bu kör uçuşu durdurmanın ölçütü, süslü sloganlar değil; en basit ama en sarsıcı sorudur: Kimin için iktidar?