Hükümet bu yeni sürecin adını “terörsüz Türkiye” koyalı kim söz alsa “terörsüz Türkiye’yi kim istemez ki” diyerek başlıyor konuşmaya, “terör” terimini açmak gereğini duymadan. Oysa “terör” kavramı etrafındaki bulanıklığı yaratan etmenlerden biri olarak çoktan sessizlik duvarının arkasında bırakılmış durumdaki “devlet terörü” de konuşulmadıkça, zihinlerin berraklaşması zor.
Büyük resim, işin içinde, hatta temelinde, devlet terörünün de belirleyici bir rol oynadığını göstermekte, ama ilgili kesimler bu gerçekliğin adını koymaktan kaçınmaktadır.
İşin doğrusu şu ki bizler, biz yurttaşlar, tam da ifade özgürlüğümüz durmadan kısıtlandığı, kendimizi devlet terörü denebilecek ölçülerde baskı altında, hukuk devletinin dışında hissettiğimiz için, Kürt sorununda devlet terörünün payını görmekte ve dile getirmekte zorlanırız. Alışılmış olan, zihinlerdeki “terör” kavramının bütünüyle silahlı örgütü işaret etmesidir. Kaldı ki silahlı örgüt de esas olarak bir gerilla hareketi olmakla birlikte, zaman zaman terör eylemlerine başvurmamış -sütten çıkmış ak kaşık- değildir.
Dolayısıyla “terörsüz Türkiye” kavramı başta devlet terörü olmak üzere her tür terörden arınmış bir ülkeyi hedeflemek olarak anlaşılmadıkça gerçeklerle yüzleşmiş, kalıcı barışa yönelmiş sayılmayız.