Zeynel Lüle: Bu ülkede gazetecilik bir bedel hesabı, bir vicdan testidir

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Gazeteciler gözaltına alınıyor. Tutuklanıyor. Yargılanıyor. Pasaportlarına el konuluyor. İşsiz bırakılıyor. Daha dün, Ankara’nın en başarılı muhabiri Alican Uludağ sadece gerçekleri yazdığı için tutuklandı. İkâmetgahı Ankara’da olmasına rağmen evi 30 polisle basılıp İstanbul’a getirildi. Üstelik neyle suçlandığı belli olmamasına rağmen, sanki kaçakmış gibi, ‘yakalandı’ diyerek evinden alındı.

Ve bütün bunlar olurken iktidar hâlâ ‘özgür basın’ masalı anlatabiliyor. 

Gazetecilik tam da baskının yoğunlaştığı yerde anlam kazanır. Tam da herkes susarken, bir kişinin yazmasıyla başlar.

Çünkü bedel ödemeden gazetecilik olmaz, olmadı, olmayacak.

Bunu artık açık açık söylemek gerekiyor: Olmadı. Olmayacak. Bu bedel bazen işsizliktir, bazen yalnızlıktır, bazen mahkeme salonudur.

Ama susmanın bedeli daha büyüktür. Çünkü suskunluk sadece bugünü değil, yarını da teslim eder.

Bugün gazetecilik büyük laflar etmek değil; küçük ama inatçı kayıtlar tutmaktır. Bir gözaltını yazmak, bir hukuksuzluğu belgelemek, bir sesi kayda geçirmek… Hepsi birer direniş biçimidir.

Bu ülkede gazetecilik artık bir meslek tanımı değildir.

Bir tercihtir.

Bir bedel hesabıdır.

Ve en önemlisi bir vicdan testidir.

Tarih, iktidarı değil; ona rağmen yazanları hatırlayacak.

Susmayı seçenler ise dipnotlarda bile anılmayacak.

Çünkü tarih manşetleri değil, suskunları yargılar… 

Zeynel Lüle’nin yazıs