Italo Calvino’nun kafa yorduğu temel şey, iyi okur ve iyi yazar olmanın ne anlama geldiği. Başka bir deyişle okuma ve yazma arzusu. Ona göre okumak ve yazmak için gerekli koşul yalnız olmak. Yani münzevilik. Anlamanın ve anlatmanın da bununla mümkün olduğunu düşünen Calvino, büyük yazarların ve büyük eserlerin oradan beslendiğini belirtiyor.
1950’lerin ortalarından itibaren edebiyatın, yayıncılığın, eleştirinin ve kurmaca dışı metinlerin hâlipürmelaline dair yazıp çizen Calvino, yazarın kim olduğuna ve ne yaptığına da kafa yoruyor: “Yazar nasıl biridir? Yazar, yazdığı her şeyin tarihi sürecinin, siyasi boyutunun bilincinde biridir (mesele öyle olması gerektiği değildir; öyledir ve artık öyle olmama ihtimali yoktur). Anlatım aracını, her defasında keşfedilecek ya da yeniden keşfedilecek bir araç gibi bütün süreci bilerek hissetmesi gerekir. (Bunu içgüdüsel olarak hissettiğinden değil; bu anlamda yıpranmış ve yenilenebilir yapıları hayata geçirmek için her daim kendini zorlaması gerektiğinden).”
Calvino’nun metinleri âdeta ders gibi. Fakat yazar, fikirlerinin kabul edilmesi için kimseyi zorlamıyor, muhalifliğini eleştirilerinde de ortaya koyarak zamanında olup biteni yorumluyor ve akımların çekimine kapılmadan yol alıyor. Bu sırada, sanatsal olanın politikliğini vurguladığı gibi siyasetin sanata müdahalesine de kuşkuyla yaklaşıp kültür endüstrisini ve edebiyattaki ticarileşmeyi hatırlatıyor.