Özer Akdemir: İskenderun Kertenkelesi'nin yaşam alanlarına petrokimya tesisleri yapılması için hummalı bir süreç yürütülüyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Doğa ile sanayi arasında yıllardır süren savaşta cephe hattı bu kez İskenderun Körfezi’nin eşsiz kumsallarına, Erzin Burnaz sahiline kuruldu. Konunun öznesi, dünyada sadece bu bölgede yaşayan, yerel halkın koyduğu isimle ‘Kertiş’, bilimsel adıyla ‘Acanthodactylus schreiberi’ olan İskenderun Kertenkelesi. Ancak bu hikâye sadece bir canlının yok oluş tehdidiyle değil, bilimsel etiğin ve vicdanın nasıl iki farklı uçta savrulabildiğiyle de ilgili.

Uzun zamandır İskenderun Kertenkelesi’nin yaşam alanlarına sanayi kuruluşları, özellikle de petrokimya tesisleri yapılması için hummalı bir süreç yürütülüyor. Bu sürecin en can alıcı noktası bilimsel bir çelişki yumağına dayanıyor. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan, 2015-2020 yıllarını kapsayan ‘Tür Eylem Planı’nda, Kertiş’in Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği’nin (IUCN) türlere ait listesinde EN (Tehlike altında/Endangered) kategorisinde yer aldığı, neslinin tehlike altında olduğu ve Bern Sözleşmesi kapsamında kesinlikle korunması gerektiği vurgulandı.

Olayın en garip kısmı ise; Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan ‘Tür Eylem Planı’nda türün neslinin tehlikede olduğu ve kirletici unsurlarla ilgili önlemler alınmazsa neslinin tükenebileceği uyarısında bulunan isimle ‘türün taşınabileceği’ yönünde görüş bildiren ismin aynı olmasıydı: Prof. Dr. Mehmet Zülfü Yıldız! Yıldız; beş yıl önce “Yerinden edilirse yok olur, yaşam alanı sınırlıdır” dediği bir canlı için, bugün “Taşınabilir, sanayi ile yan yana olabilir” noktasına evrilmişti!

Üstelik bu taşınan (sürgün edilen) Kertişlerin nereye taşındığı halen devlet sırrı gibi saklanıyor. Aradan geçen 6 yılda bu canlıların yeni yerlerinde üreyip üremediğine, kaçının hayatta kaldığına dair hiçbir veri yok ortada!

Özer Akdemir’in yazısı