Mustafa Mutlu: Sonra hatırladım ki Erdoğan 'istifa' sözcüğünü kabul etmiyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Gece yarısı televizyonun karşısında uyukluyordum ki bir son dakika haberiyle uyandım. Haber, “Resmi Gazete”de yayınlanan cumhurbaşkanı kararnamesiyle ilgiliydi:

“Görevden affını isteyen ve af talebi kabul edilen Yılmaz Tunç’tan boşalan Adalet Bakanlığı’na Akın Gürlek, Ali Yerlikaya’dan boşalan İçişleri Bakanlığı’na Mustafa Çiftçi atanmıştır…”

‘Görevden affını isteyen ve af talebi kabul edilen’ sözlerini işitince uyku sersemliğiyle ağzımdan çıkan ilk cümle, “Ne suç işlemişler ki?” oldu.

Sonra hatırladım ki Erdoğan, ‘istifa’ sözcüğünü kabul etmiyor.

Bunun yerine istifasını istediği kişiye önce ‘af’ diletiyor; sonra da ‘affediyor…’

Yani, tamamen ‘tek yanlı bir müessese’ olan istifayı bile yönettiği ülkenin bürokrasisinden alıyor; ‘kendi yüce gönüllülüğüne’ bağlıyor.

“Siz istifa edemezsiniz; olsa olsa sizi görevden affetmem için benden ricada bulunursunuz, ben de sizi affederim ya da affetmem” diyor!

Böyle olunca da akla başka sorular geliyor:

“Bakanlık, Merkez Bankası Başkanlığı, genel müdürlük, rektörlük gibi görevler suç işleme makamları mı ki bu görevlerden ayrılmak isteyenler, af talep ediyor?”

Ve bir soru daha:

“Acaba bu iki bakan gerçekten görevden aflarını istedi mi; yoksa istemek zorunda mı bırakıldı? Yani görevi bırakma kararları kendilerine mi ait? Yoksa onların adına bu kararı da en tepedeki kişi mi verdi?”

Mustafa Mutlu’nun yazısı