Albert Camus’ya göre; yaşamın anlamı ancak, dünyanın saçmalığını ve yenilginin daima tekrarlanacağını bile bile kötülüğe direnmek olabilir, insanlığa gerçek boyutlarını ancak bu başkaldırı kazandırabilir.
Türkiye sürekli kısır döngü içinde dönüp duruyor. Temel ve kadim sorunlarını tartışmaktan, çözüm üretmekten çok sığ, yüzeysel, kırmızı çizgiler içinde kalan tartışmalarla debeleniyor. Çatışma ve gerilimleri besliyor, işbirliği ve uzlaşıyı ret ediyor. Hakikatlerle yüzleşmekten, vicdanını özgürleştirmekten, ruhunu arındırmaktan korkuyor. Herkesin kendisine düşman olduğunu, bütün dünyanın kendisini bölüp parçalamak istediğini düşünüyor.
Otokratik bir rejim altında yaşanan tek parti dönemi dahil, çok partili rejime geçildiğinden bu yana hukuk kisvesi altında, bir baskı ve şiddet rejimi kalıcı bir istisna hali şeklinde yaşanmakta. Gelenek muhalif ve öteki gördüğünü tuzağa düşürmek, kumpas kurmak, hile yapmak, enseden kalleşçe vurmak, beş on adam toplayıp ellerine geçirdikleriyle bir kişiyi linç etmeye kalkmak üzerine devam etmekte. Böyle bir zihniyetle iktidarın dengelenip denetlenmesi mümkün mü?
Türkiye, rant yaratıp dağıtan, yargıyı araçsallaştırıp kolayca hukuk dışına çıkan merkezi gücü yatay ve dikey olarak sınırlayamaz ise sahici bir demokrasi yoluna giremez.