Çeteler, gençler için sistemin onlardan çaldığı ‘eyleme gücü’nün, şiddet proteziyle taklit edilmesine yataklık ediyor. O racon videoları, aslında anlam dünyası yağmalanmış bir kuşağın çığlığı. Kendi tarihsel hikâyesini kuracak dilsel ve kültürel sermayeden mahrum bırakılan gençler, küresel şiddet piyasasının hazır sembollerini kuşanıyor. Bu bir ‘tercih’ değil, sembolik bir çoraklığın içinde hayatta kalma çabası. Yeni nesil çetecilik içinde uygulanan şiddetten daha vahimi ise şiddetin bir araç özelliğini yitirerek tümüyle amaç haline geldiğini gösteren örneklerin görülmeye başlaması. Şokla felç edilmiş bir zihin için artık ‘neden’ yoktur; sadece şiddetin anlık ve amaçsız patlaması vardır.
Şimdi soru şu: Bu gençleri sadece ‘korku kaynağı’ ilan edip o beton blokların arasına, sokaklara daha fazla polis mi yığacağız, yoksa onlardan çalınan o en büyük mülkü -yani dünyayı duyumsama, değiştirme ve kolektif bir gelecek kurma hakkını- onlara iade mi edeceğiz?
Unutmayalım; o sokaklarda patlayan sadece silahlar değil, bir halkın çocuklarının çalınmış biyolojik ve toplumsal potansiyeli. Ve o potansiyeli geri almanın yolu kelepçeden değil; sokağın o gri betonunu söküp yerine ‘yoldaşlığı’ dikecek o büyük siyasal iradeden geçiyor.