Monroe Doktrini’nin güncellenmiş bir versiyonu olan ‘Donroe Doktrini’ (Donald+Monroe) genellikle ABD’nin stratejik coğrafyalara yayılma stratejisi olarak okunsa da durum ondan ibaret değil. Olayın bir de psikopolitik boyutu var.
Donroe Doktrini ABD’nin, dış tehditlere karşı savunma iddiasıyla dost olarak tanımladığı ülkeleri askeri güvence altına alması üzerine değil, aksine dünyanın tehlikeli bir yer olduğuna ve kimsenin güvende olmadığına dair bir inancı yaymaya odaklanıyor.
Ne Birleşmiş Milletler, ne NATO ne sınırlar artık yeterlidir. Bu durumun bir iniş/kaybediş ivmesiyle bütünleşmesi, Rusya’nın askeri, Çin’in ise ekonomik ve kültürel yayılma stratejilerindeki başarılarıyla iyice açığa çıkacaktır. Tsunami Amerikan kıtasının kıyılarına ulaşmıştır. Donroe, bu bağlamda bir hayatta kalma stratejisidir. Trump’ın bu yeni stratejisi coğrafyalar kadar algıları ve duyguları da hedeflemektedir. Trump’ın yönetme biçimi klasik anlamda rasyonel bir politika inşasından çok psikopolitik bir mimaridir.
Bu mimarinin arayışı Carl Schmitt’in “Egemen, istisnaya karar verendir” ifadesi çerçevesinde, kuralları uygulayarak değil, kuralları askıya alarak egemenlik tesis etmektir.