Dünyanın birçok yerinde faşist hareketlerin yükselişte olduğu dikkati çekiyor. ABD (Trump) başta olmak üzere İtalya’da (Meloni), Macaristan’da (Orban), Arjantin’de (Milei), İsrail’de (Netanyahu), Hindistan’da (Modi) faşizan lider ve partiler iktidarda bulunuyor.
Görüldüğü gibi dünyada aşırı sağcı, neo (yeni) faşist bir dalga yükseliş halindedir. 1920’lerin, 1930’ların Avrupa’sında yükselen bir sosyalist hareket, bir işçi sınıfı mücadelesi söz konusuydu. Bu anlamda burjuvazi için bir ‘komünizm tehlikesi’ mevcuttu. O dönem Avrupa’daki tekelci sermaye, bu gelişmeyi durdurmak için ‘faşizm’ kartını ileri sürdü.
Kuşkusuz yine o dönemde ağır bir ekonomik bunalım (1929 Bunalımı) vardı. Sermaye sınıfı, bunu aşmak için de faşist hareketlere bel bağladı ve iktidara gelmesine destek verdi.
Günümüzde ise klasik faşist dönemde olduğu gibi bir ‘komünizm tehlikesi’ yok ancak kapitalist sistem yine krizde ve ülkelerde yoksullaşma artıyor. Özellikle 2008 krizi sonrasında ekonomide derinleşen bir durgunluk ve işsizlik dikkat çekicidir.
Keza mevcut burjuva iktidarlarının toplumları yönetme kabiliyetinin azalması ve göçmen sorunu, egemen sınıfların yine faşist hareketlerle bağ kurmasını önceliyor. Bu çerçevede emekçiler ve sosyalistler açısından faşist tehlike gündemdedir.