Çerçeve | Gazete Okurları – Lyonel Feininger
Ç

Alman-Amerikalı ressam Lyonel Feininger’in büyüleyici bir meydanda gazete okuyarak yürüyen tuhaf figürleri tasvir ettiği 1909 tarihli tablo.  

Gazete Okurları (The Newspaper Readers, 1909). 

Kilise saati yediyi vurmak üzere. Upuzun adımlarla uzayan fantastik figürler, yumuşak bir sabahın mürekkep kokulu sıcak gazetelerini okuyor. Cinler bandosunun eş suratlı üyeleri…haberler çirkin: Savaş, kan, karmaşa. 

Yarım yamalak bir uykunun kabustan bezmişliği hala üstlerinde. Rengarenk takım elbiselerine bile uyku sinmiş; çizgi dünyasındaki pijamalara benziyorlar. Ancak bir çocuğun hayalgücü yetebilir, gece tavanda gördükleri gölgeleri anlatmaya. Hokkabaz şapkaları var. Sapsarı esneyen oval yıldızlara doğru koşaradım yürüyorlar. Arkalarındaysa halkalarla genişleyen ısrarcı bir mandalina doğuyor. Bütün çizgiler turuncu. Kaçınılmaz bir felaketin eşiğindeler. Kime göre? 

Kara cüppeli dev figürün adımları meydanı kaplamış. Kılıç gagalı sinek kuşu gibi burnu var. Çirkinliği bile büyüleyici. Hangi yatağa koysan ayakları boşlukta üşür. Kafasının yıldızlara uzanması yetmezmiş gibi bir de upuzun topuklular giymiş. Sert adımlarıyla yeri sarsıyor. Gözleri sımsıkı kavradığı gazete sayfasında. Dili nanik yapar gibi çıkmış dışarı, iştahla sözcükleri tadıyor. Cinler bandosunun en uzun üyesi. Hiç gitmeyeceği bir yerin 5N 1K’sının peşine düşmüş. Haberler kötü.

Durun pijamalarınızı çıkarmaya unutmuşsunuz yumuşak sabahın içine ediyorsunuz nereye böyle koşaradım, diye bir ses yankılandı. Kimse duymamış ya da herkes duymazdan gelmişti. Belki de uzak diyarlarda kopan gürültü bütün sesleri boğuyordu. Öyle mi? 

Baksanıza, upuzun şapkalı sarı pijamalı cüce nasıl da okumaya düşkün. Sayfalar birbirine dolanmış. Tam bir politik baykuş. Uzak diyarlarda ne oldu müptelası. Dev figürün kara cüppesine sığınmış, eş adımlarla yürüyor; sol bacak sağ bacağın peşinde. Sapsarı pörtlemiş gözleri, çikolatalı pastaya elleriyle yumulmuş bir çocuğun arzusuyla okuyor. Yaşamış kadar oldum, diye düşünüyor, üstelik ne canım yandı ne de bir yerim eksildi. 

Meydan giderek hafifliyor –sayfa sesleriyle– büyüleyici bir kurguya dönüşüyordu. Ninni gibiydi. Cinler bandosunun üyeleri gece boyu bebek mavisi bir beşikte sallanmıştı. En azından ilk bakış böyle söylüyordu. Meydanda uçuşan toz zerreciklerinden farksızdılar. Vücutları öne eğilmiş, bacakları 180 dereceyi zorluyordu. Sanki zıplar-adım yürüyorlardı. Kimlikleri silikti. 

Kanatlanıp uçsalar, kimse şaşırmazdı. Zaten şaşıracak kimse de yoktu. Yalnızca solda, mavi kapının önünde durmuş nane rengi giysili figür vardı, ikinci bakış böyle söylüyordu. Dikkat kesilmişti. Tek gerçek oydu. Hayır, o da yumuşak sabahın hakkını veremiyordu. 

Orada! Ara sokakta. Şeytanca sırıtan bir figür… 

Gözetleniyor muyuz? Donakaldık. Gözlüklerimizi taktık. Aniden durunca bacaklarımıza ağrı saplanmıştı. Gözlerimizi kıstık, hayır, sokak lambası değildi; kilisenin sokağında biri vardı. İşte! Aradan, uzaktaki binaların silüetinden belirmiş. Mürekkep kokulu sıcak kağıdı havaya kaldırdık: Kafasını sinsice çıkarmış inci gibi dişleriyle sırıtıyor. Bu sırada herkes uzun adımlarla yürümeyi sürdürüyordu. Kilise çanları çaldı. İyice kağıda yaklaştık. Kimdi o? Parmaklarımız hep mürekkep olmuştu. 

Lyonel Feininger:

”Nesnenin kendisi yok hükmündedir; her şey görmededir.”

Lyonel Feininger (1871-1956)