‘Fabrika ayarları’ denen çıkış niteliklerine hep gönderme yapan AK Partili siyasetçiler, partinin bu hale gelmesini, partinin kapısına sonradan gelenlere bağlıyorlar biraz da…
Onlara göre, partiden önce ‘dava’ derdi olanların, bu yolda mücadele edip bedel ödeyenlerin önüne, sonradan paraşütle gelen birilerinin geçmesi biraz da bu sonuçları ortaya çıkardı.
Gerek Cumhurbaşkanlığı’nda değişik görevde bulunan isimler gerek bakanlar ve bürokratlar gerekse AK Parti medyasında öne çıkanlar, bu aralar davadan gelen AK Partililerin eleştirilerinden kaçamıyor.
İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan’ın dün ‘hukukçu’ kimliğiyle Yeni Şafak’ta çıkan yazısı da biraz bu durumu özetliyor gibi.
(…)
Yazısının son bölümünde de dikenli yol ironisi öne çıkmış. Abdülkadir Geylani’nin “Bizim yolumuz dikenlidir, ayağını seven gelmesin” sözünü anımsatan Turan, şöyle diyor:
“Bizim siyasi iddiamız ahlak ve etik üzerine kuruludur. Düsturumuzu inancımızdan, milli ve manevi değerlerimizden alıyoruz. Böyle bir iddianın sahibiyken, futboldaki tabirle ‘kapattığımız köşeden gol yemek’ bize yakışmaz.”
Turan yazısını da “Çizgimiz kalemizdir” diye bitiriyor.
Siz ne çıkardınız bu yazıdan bilmem ama ben Turan’ın AK Parti’nin büyük fotoğrafını çektiğini düşünüyorum. Şöyle ki,
– Bir tarafta siyasi davayı sahiplenen (ama belki de biraz dışlanmış) AK Partililer…
– Diğer tarafta “bu siyasi hareketin geçmişinde ve yürüyüşünde olmayan, sadece iktidardan faydalanmak, ikili ilişkilerle siyasi harekete yanaşmak, sosyal ve mesleki kazanımlar elde etmek isteyen insanlar…”
Bu insanları ‘eğri odunlar’ diye tarifleyen Turan’a göre o eğri odunların partiye çıkardığı maliyetler de sürekli artıyor.
Turan’ın bu yorumları partide, Cumhurbaşkanlığı’nda, hedef aldığı iş dünyasında, bürokraside nasıl bir yankı bulur bilmiyorum. Ancak bildiğim bir şey var:
İktidardaki bu dönüşümün, o eğri odunların maliyeti sadece AK Parti’ye değil, bütün millete ve ülkeye oluyor!