İzzettin Önder: Devlet suçluyu izlemek ve suçu önlemekle sorumlu olduğu halde niçin böyle bir yola başvurmaktadır? 

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Toplumun gözü önünde bulunan sanat ve spor dünyasından kimi insanlar belirli suçlamalarla tehdit edilmekte, bu kişiler zaman zaman kısa süreli gözaltına alınarak, medyaya servis edilir. Bu konuda devlet mekanizması tam bir belli-belirsiz canavara dönüşmüş olarak, doğrudan tehdit ettiği birey ya da kurumları değil, örtülü olarak tüm toplumu tehdit altına aldığını öngörmenin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Bu yargıya varmamın biri fiili oluşumlarla, diğeri ise uzun vadede amaçlandığını düşündüğüm programlarla ilgili ikili fikrim bulunmaktadır.

Yaşadıklarımıza kısa vadeli oluşum ve etkileri açısından baktığımızda, ilk gördüğümüz durum, çoğu halde temel insan haklarının ihlal edildiği, kişisel bilgi ve verilerin ulu orta ve sorumsuzca topluma faş edildiği ve bu süreçte bizzat devlet organlarının kişisel bilgilerin korunması ile ilgili yasa hükümlerini ihlal ettiği yönündedir. Bu durumu sorguladığımızda, devlet ki, bizzat kendisi suçluyu izlemek ve suçu önlemekle sorumlu olduğu halde niçin böyle bir yola başvurmaktadır? 

Peki, durum bu ise, süreci, devlet aygıtlarının bile bile suç işlemesi şeklinde değil de belli kamusal bir amaca yönelik kasıtlı girilen yol olarak görebilir miyiz? Daha genel bir ifade ile, acaba bu meş’um süreç rastlantısal olarak mı bu denli yoğun ve birbirini izlercesine gündeme sokulmakta, yoksa belirli bir amaca yönelik olarak mı yapılmaktadır?

Birinci durum, uyuşturucu maddenin Türkiye’ye sokulması ve kullanılmasının her dönemde kamu örgütlerinin, belirli kaçaklar dışında, denetimi altında olması gerektiği faraziyesiyle geçerli görülemez. Kaldı ki, madde bağımlılığı bugün ortaya çıkmış bir mesele de değildir. Madde bağımlılığı bugün spor ve sanat dünyasına değil, ortaokul, hatta daha gerilere ulaşmış durumdadır.

Durum bu ise, kamuya mal olmuş, özellikle de toplumun daha yoğun ilgisini çekebilecek kadın spiker ve dizi oyuncularının gündeme alınması, o kişilerin kişilik hakları bir yana, reklam malzemesi olarak sunumu sanırım çok şey anlatabilmektedir. Bu ve daha benzeri anlatımlarla olayların rastlantısal olarak geliştiği kanaatinde değilim. Bu durumda, sürecin fevkalade hesaplı-kitaplı olarak belirli bir amacı olması gerektiğini düşünmekteyim. O halde, bu amaç nedir?

(…)

Sürecin ikinci amacının ise, toplumda yaratacağı öngörülen etkisi ile ilgili olabileceği düşünülebilir. Şöyle ki, toplumun derinliklerinde bir suçluluk faaliyeti sürdürülürken, üst katmanlarda ise çöküş çığlıkları yankılanmaktadır. Ateş, elle değil, maşa ile tutulur mantığı ile şöyle düşünsek doğru olmaz mı? Bir toplumsal düşünceyi başka bir toplumsal düşünce ile nötralize etmek yanlış mı olur? Şöyle ki, yaşanan sosyo-ekonomik sıkıntılar partinin sarsılan itibarını acaba suçlulara karşı amansız/göstermelik(!) mücadele veren, güçlü ve zinde siyaset gelecek seçimde partiye bir alan açabilir mi? Böylesi sergilenen devlet-i âlâ, adaleti, gücü ve basiretiyle gözlerde ve gönüllerde öylesine parlatılabilir ki, “Allah başımızdan eksik etmesin!” duaları arşı-ı âlâ-yı kaplar!

İzzettin Önder’in yazısı